6 Aralık 2017 Çarşamba

Ün ve İmza

TED Ankara Koleji’nde sıradan bir gündü. Bazı sınıflar sınavda, diğer öğrenciler dersteydi. Teneffüs zili çalınca çocuklar teneffüse çıkıyorlar, ders zili çalınca sınıflarına gidiyorlardı. Öğle saatlerine doğru bir hareketlilik oldu. Herkes Kolej Sokağı’na gidiyor, bazı öğrenciler “Ne var, ne var,” diyor, diğer öğrenciler de “Beren Saat gelmiş, Beren Saat gelmiş,” diye fısıldaşıyorlardı. Bütün öğrenciler ve öğretmenler imza istiyordu. Beren Saat ise büyük bir sabırla herkese tek tek imza veriyordu. Daha sonra, Beren Saat’in lisedeki sınıf öğretmeni Metin Öğretmen gelip, onu karşıladı.
Beren Saat: “Hocam, ben bu güzel okuluma borcumu ödemeye geldim.” dedi.
Metin Öğretmen: “Yok kızım, ne gerek var, sen kendi emeğinle kazandın o oyunculuk yarışmasını.” dedi.
Beren Saat: “Hocam, ben de emek harcadım ama siz de bana çok emek harcadınız. Hem benim bir projem var, size danışmaya geldim. ” dedi.
Metin Öğretmen: “ Nasıl bir projeymiş bu? ”diye sordu.
Beren Saat: “Hocam, ben, okuluma ve öğretmenlerime minnettarlığımı göstermek için “Dünyadaki Barış” adında bir oyun hazırlamak istiyorum.” dedi.
Metin Öğretmen: “Bu çok iyi bir fikir, zaten çocukların drama dersleri var. Bir sınıfa girip hazırlayabilirsin.” diye cevapladı.
Beren Saat: “Yok hocam, sadece bir sınıfa değil…” derken Metin Öğretmen Beren Saat’in sözünü keserek, “Ben seni anladım, istersen birkaç sınıfla da yapabilirsin. ” dedi.
Beren Saat: “Hayır hocam, ben bütün okulla yapmak istiyorum. Çalışanlar da dâhil. Yani bazıları sahneye çıkamasa bile ışık, dekor, kostüm işlerinde görev alacaklar.” dedi.
Metin Öğretmen şaşkınlıkla: ”Yani bütün öğrenciler mi görev alacak?” diye sordu.
Beren Saat: “Hayır öğretmenim, öğrenciler, öğretmenler ve diğer bütün çalışanların katılmasını, bir rol veya bir görev almasını tasarlıyorum. Kolejliler’in hepsi bu projeye katılacak.” dedi.
Metin Öğretmen: “Başarabilecek miyiz acaba?” diye sordu.
Beren Saat kendinden emin bir şekilde: “Başarırız hocam. Kolejliler her şeyin üstesinden gelir.” dedi.
Daha sonra çok çalışıp, çok güzel bir gösteri hazırladılar. Birkaç ay sonra çok güzel bir gösteri sundular. Bir süre sonra ünleri Ankara’ya, Türkiye’ye ve en sonunda dünyaya yayıldı. Önceleri Türkiye’den, daha sonraları ise farklı ülkelerden televizyon ekipleri gelip röportajlar yaptılar, programlar hazırladılar. Bütün dünya öğretmenler, öğrenciler ve okul çalışanlarından oluşan bu harika ekibi hayranlıkla izledi. Artık, tıpkı Beren Saat gibi hepsi de dünyaca ünlü birer yıldız olmuştu. Kolejliler, bir yandan konusu barış olan oyunu sergilerken onları izleyenlere çok önemli mesajlar veriyor, bir yandan da bu eşsiz çalışma sırasında kardeşlik, dostluk ve dayanışmayı doya doya yaşıyorlardı.
Aradan aylar geçti. Kolejliler iyice ünlü olmuşlardı. Artık muhteşem oyunlarını davet edildikleri her yerde ustaca sergiliyorlardı. Beren Saat’ten ayrılma vakti de gelmişti. En sonunda vedalaşırken Beren Saat, “Sizinle birlikte bu güzel gösteriyi hazırlayıp, sunmak çok güzeldi. Artık siz ünlü olduğunuza göre, şimdi de benim sizden imza almam gerekiyor.” deyip herkesten tek tek imza aldı.
SON

MATEMATİK OLİMPİYATLARI

Bir gün TÜBİTAK’ın “Matematik Olimpiyatları” düzenlediğini duydum. Bunu her sene yapıyorlardı. Ben de küçük bir grup kurup katılabileceğimizi düşünüp sınıfla paylaştım. Herkes bu fikrimi çok beğenmişti. Hemen bir grup kurduk. Grupta Zeynep, Emir, Naz, Doruk ve ben vardım. Beş kişilik bir grup kurmuştuk.
 TÜBİTAK bunu her sene düzenlediği için önceki yılların sorularını çözmeye başladık. 2003, 2004, 2005 ve 2006’nın sorularını çözdük. 2007’nin sorularını çözerken 8. sorusunda takıldık. Gerçekten çok zor bir soruydu. Satranç oynarken o sorunun cevabını düşünüyorduk. Ama bir türlü bulamıyorduk.
Birdenbire bir adam çıktı karşımıza. Ben bu adamı bir yerden tanıyordum ama “Nereden” diye düşünürken Müjgân Öğretmen’in TED’den eski bir öğrencisi olduğunu hatırladım. Bir gün onu sınıfa davet edip onunla tanıştırmıştı.  
Müjgân Öğretmenin öğrencisi: “Ne yapıyorsunuz çocuklar?” diye sordu.
Ben de hemen: “TÜBİTAK’ın Matematik Olimpiyatları’na katılmak için soru çözüyorduk ama bir soruda takıldık. Çok zor bir soru var. Onu çözmeye çalışıyoruz. ” dedim.
Müjgân Öğretmenin öğrencisi de: “Çocuklar unuttunuz mu? Ben matematikçiyim, hemen size o soruda yardımcı olabilirim.” dedi.
                Hemen o soruyu çözdü. Nasıl çözüleceğini de anlattı. Bizim çok çalışkan olduğumuzu görünce bizi çalıştırabileceğini söyledi. Biz de kabul ettik.
                Bir ay boyunca 2008’in, 2009’un, 2010’un, 2011’in sorularını ve diğer bütün soruları çözdük.
                Olimpiyatlara çok iyi hazırlanmıştık. Yarışacağımız gün çabucak gelmişti. İlk dört aşamayı geçmiştik.
                Beşinci aşamada finalistler belirecekti. Biz TED grubu olarak katılmıştık. Bizimle beraber dört kişi daha katılmıştı. Süperler grubu, Muhteşemler grubu ve Harikalar grubu elenmişti. Geriye biz ve Müthişler grubu kaldık.
                Beşinci aşamaya geçmeden önce bir mola verildi. Biz de susadığımız için su satın almaya giderken Müthişler grubu önümüzü keserek “Biz sizi yencez ezikler!” dediler. Önce biraz sinirlenmiştik ama onların daha Türkçeyi bile doğru düzgün konuşamadıklarını söyleyerek arkadaşlarımı teselli ettim. Suyumuzu da alıp içtikten sonra beşinci aşamaya geçtik.
                İlk yedi soru çok kolaydı. Sekizinci soruda onlar biraz takılmış gibiydiler ama biz hızlıca cevabı vererek puanı aldık. Bu şekilde yirminci soruya kadar geldik ve kazananı belirlemek için beklemeye başladık. Aslında puanlara göre bizim kazanacağımız belliydi ama biz yine de heyecanlanıyorduk.
                Uzun bir bekleyişten sonra, sonunda kazandığımızı açıkladılar. Ödül olarak da bize büyük bir altın kupa verdiler. Çıkışta Müthişler grubu gelip bize ezik dedikleri için özür dilediler ama ben: “Zaten rakiplere heyecandan öyle sözler söylendiği için umursamadık.” dedim. En sonunda da bizi tebrik edip gittiler. Biz de onları tebrik ettik ve mutlu bir son ile bir yarışmayı geçmiş olduk. Müjgan Öğretmen de tüm öğrencileriyle gurur duydu.

SON

18 Kasım 2015 Çarşamba

UZAYLI ARKADAŞIM

Evren, her zamanki gibi okula gitme hazırlığı içindeydi. Tam evden çıkmak üzereyken kapı çaldı. Evren, kapıyı açınca karşısında postacıyı gördü. Postacı Evren'e, "Evren bu mektup sana. " dedi. İlk defa bir mektup alan Evren şaşırdı ve heyecanla zarfın üstüne baktı. Zarf'ın sol üst köşesinde sadece Bibi'den " yazıyordu. Evren merakla mektubu açıp okumaya başladı.  
Sevgili Evren, 
Ben yalnız ve mutsuz bir uzaylıyım. Sizin dünyanızdan bir arkadaş edinmek istiyorum. Yaşadığımız gezegenden dışarı çıkılmasına izin verilmiyor. Ama senin buraya gelebileceğini düşünüyorum. Bir uzaylı arkadaşın olsun istemez misin?  
BİBİ 
Evren mektubu okuduktan sonra kâğıdı özenle katladı ve düşünmeye başladı:  
"Acaba gitsem mi gitmesem mi, Bence en iyisi uzaylı olan Bibi'ye bir mektup yazayım. Evren önce annesine danıştı. Annesi arkadaşlarına da sorabileceğini ve katılabilmeleri için onlara mektup yazabileceğini söyledi. Evren hızla koştu ve servise bindi. Evren bu durumu öğretmenine anlatacaktı ama vazgeçti. Bunun bir sır olarak kalmasını istedi. Bu nedenle önce en iyi üç arkadaşına söyledi. Ama bunu okulun gizli bir yerinde söyledi. O sırada başka birisi daha duydu. Duyan kişi okuldaki en akıllı kişiydi, yani Mert.  
Evren ve arkadaşları dışarı çıkınca Mert: " Bu doğru mu? " dedi. 
Evren ve arkadaşları sır olduğu için: " Ne doğru mu? " diye başka taraflara bakarak kekelemeye başladılar. 
Mert. "Eğer bir sırsa saklarım. Çünkü bütün konuştuklarınızı duydum. " dedi. 
Evren: "Tamam" demek zorunda kaldı. "Akşam evime gelin, ödevlerimizi yapar, sonra mektuba ne yazacağımızı düşünürüz." dedi Evren  
Okul bittiğinde Evren'in yatak odasına gittiler. Ödevlerini bitirip, mektup yazmaya başladılar: 
Sevgili Bibi, 
Seninle arkadaş olmak isterim ama sen büyük bir ihtimalle başka bir gezegen de yaşıyorsun. Ben astronot değilim ama dayım astronot. Hangi gezegende yaşıyorsun? Aşağıya bir form yapacağım. Gezegeninin bütün özelliklerini yaz ve fotoğraf  yapıştırmayı unutma.
Sevgiler                                                                                                                              Evren ve en iyi arkadaşları 



BİR GÜN SONRA … 


FORM EVREN VE ARKADAŞLARINA ULAŞIR... 

Dayısı durumu biliyor ve onları "Yeşil Köy" adlı yeşil gezegene götürür. 

BİR HAFTA SONRA... 
Evren arkadaşları ve dayısı aynı anda: " VAY BE" dedi. Hep birlikte arkadaş olur oynarlar. 

S0N 

6 Ağustos 2015 Perşembe

ROJİN KUZENLERİ İLE BULUŞUYOR...

Rojin Kuzenleri İle Buluşuyor... 
1.Bölüm 
Rojin'in Oyun ve Eğlence Günleri: 
Ezgi Deren Geldi!!! 
Birgün Rojin adındaki küçük bir kız Barbie bebekleri ile " Baloya Hazırlanmak" adında bir oyun oynuyormuş. 
Rojin Barbie Bebekleri İle Oynarken:



Birden bire kapı çalınmış. Rojin hemen gidip: " Kim o? " demiş. 
Kalın bir ses: " Biz geldik Rojin abla. " demiş. 
Rojin " Bu ses dayımın sesi. " diye düşünmüş. Rojin hemen kapıyı açmış.  
Kuzeni Ezgi Deren:  " Losiin! " diye bağırmış. Hemen Rojin'in bacaklarına yapışmış. Sonra ayakkabısını çıkarmış ve ellerini yıkamışlar... 
Daha sonra Rojin ve Ezgi Deren Barbie bebekleriyle oynamışlar, televizyon izlemişler, yemek yemişler ve güneş çekilince aşağıdaki parka inmişler. Rojin'in dayısı Rojin'in yengesine telefon etmiş. Rojin'in yengesi ve diğer kuzeni Emre Deniz de beş dakika sonra  gelmişler. Birlikte çok eğlendik.
2.Bölüm 
Emre Deniz İle Birlikte 
 Aşağıda üç kuzen oyun oynamışlar. 
 Emre Deniz bir önceki günden eşyalarını hazırlamış ve akşam Rojin ile beraber kalmışlar. Orada iki günlüğüne yatıya kalacakmış. Akşam dokuz buçukta ayrılmışlar. 
Emre Deniz, Rojin ve Rojin'in annesi yukarı çıkmışlar. Evde Emre Deniz ile birlikte Monopoly oynamışlar, televizyon izlemişler, hikâyeler yazmışlar.  
Sabah elbette yedi buçukta kalkmışlar. Önce, Rojin'in annesi kahvaltı hazırlarken onlar kitap okumuş. Kahvaltı hazır olunca kahvaltılarını sohbet ederek yaptıktan sonra test çözmüşler. Sıkılınca hazırlanmışlar ve Gordion'a gitmişler. Orada sinemaya gitmişler ve sinemadan çıktıktan sonra orada hamburger yemişler. Biraz dolaştıktan sonra evlerine dönmüşler. Evde oturmuşlar ve büyük bir hevesle hikâye yazmaya başlamışlar. Akşam yemeklerini yedikten sonra yatağa gitmişler televizyonu açmışlar seyrederek uyuya kalmışlar.  
Rojin ve Emre Deniz Tenise Gidiyor... 
Bir sonraki gün Rojin ve Emre Deniz uyanmışlar ve kahvaltılarını yaptıktan sonra hemen hazırlanmışlar. Arabaya binip " Tenis Clinic" adında bir tenis okuluna gitmişler. Orada iki saat tenis oynadıktan sonra Çağdaş'ta Rojin'in dayısı, yengesi, kuzeni Ezgi Deren ve anneannesi ile buluşmuşlar. Orada yemek yedikten sonra herkes evine gitmiş. İki gün boyunca elbette yine tenise gitmişler. Ama Bir sonraki gün artık Ezgi Deren, Emre Deniz ve Rojin'in dayısı ile tatile gitmişler. ilk defa hep birlikte sekiz saatlik bir yolculuğa çıkacaklardı. İki araba peş peşe gitmişler Balıkesir'de Altınoluk'a gitmişler. Çok heyecanlıymış. İlk gün temizlik günü olmuş. Akşam yemeği yiyip ve bir film izleyip hemen yatmış ama bir kişi uyanık kalmış... 
O kişi Rojin'mişRojin'in hiç uykusu gelmemiş. Bu nedenle hikâyeler yazıyormuş. Birkaç saat sonra uykusu gelmiş. Bilgisayarını kapatıp uyumuş. Sabah olunca hemen herkes uyanmış. Hızlı bir şekilde kahvaltılarını yapmışlar bir aqua park'ta bir saat kaydıktan sonra, denize gidip girmişler. 






Neredeyse bütün gün kalmışlar denizde on altı kırk beşte eve gitmişler. Evde banyolarını yaptıktan sonra yemeklerini yemişler ve terasta film keyfi yapmışlar. Emre Deniz, Ezgi Deren ve RojinRojin'in bilgisayarından çocuk filmi, Rojin'in annesi ve dayısı da Rojin'in annesinin bilgisayarından büyük filmi izlemiş. Bir hafta boyunca hep böyle olmuş. Sonra da Ankara'ya evlerine dönmüşler... Rojin için, çocukların dünyasına girmek çok eğlenceliydi.
S0N