Ben bu
kitabın en başta çok sıkıcı olduğunu düşünüyordum ama yanılmışım. Çok güzel bir
kitaptı. Çok sürükleyiciydi. Betimlemelerin uzun olması, insanın kafasında çok
güzel canlandırmasını sağlıyordu. Hikâyenin geçtiği zamanların bu kadar eski
olmasına rağmen, çok güzel betimlemişlerdi. En son bölümünün ilk beş altı
sayfasında, Ernö Nemecsek hasta olduğu için neden herkesin o kadar üzüldüğünü
anlamadım. “Alt tarafı bir üşütme. Biz her gün hasta oluyoruz. Antibiyotik
verirsin olur biter.” diye düşündüm. Daha sonra bu olayın 1900’lülerin başında
geçtiğini hatırladım. O zamanlar antibiyotiğin henüz bulunmadığını ve insanların
en ufak hastalanmadan dolayı öldüğünü… O andan itibaren son 22 sayfasında
ağlamaya başladım. Çok duygulanmıştım. Kitabı ağladığım için çok zor bitirdim. Keşke
daha güzel bitirselermiş. Hem Nemecsek Arsa için kendi hayatından oluyor, hem
de Arsa’ya üç katlı kocaman bir bina yapılıyor. Onun yerine Feri Áts’ın grubu
ile arkadaş olup, Arsa’da hep birlikte oyun oynayarak mutlu bir hayat sürmeleri
daha güzel olurdu ve bu şekilde biteceğini tahmin ediyordum.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder