Bir orman gezisine çıkacaktık. Müjgân
Öğretmen: “ Ben gelmeden önce sıraya girmiş olun.” demişti. Hemen sıraya
geçtik. Okulun servisiyle gideceğimiz için çok heyecanlıydım. Herkes binince
servis hareket etti.
Herkes telefonuyla oynuyordu,
telefonlarımızı almıştık, çünkü Müjgân Öğretmen “Ormanda fotoğraf
çekebilirsiniz.” demişti. Ben de yanımda telefonumu götürüyordum ama şarjı
bitmesin diye oynamıyordum. Ormana hayvanları incelemeye gidiyorduk ama biz
yanımıza yiyecek de almıştık. Çünkü sabahtan akşama kadar orada kalacaktık.
Servis beş on dakika sonra durdu.
Ormana çabucak gelmiştik. Herkes farklı yönlere dağıldı. Bazıları yiyeceklerini yerken, bazıları da
ormanda koşuşturmaya başladı ya da kendi kendilerine “selfie” çekmeye
başladılar. Müjgân Öğretmen piknik sofrasını kuruyordu. Ben ve iki üç kişi daha
Müjgân Öğretmen’e yardıma gittik.
Müjgân Öğretmen: “Gelin çocuklar,
piknik yapıktan sonra ormanda gezerek hayvanlara bakarız. Ondan sonra da
canlıların sınıflandırmasının nasıl yapıldığını anlatırım. Herkes yanına not
defteri aldı, değil mi?” diye sorunca hepimiz : “Evet!” diye bağırdık.
Yemekten sonra ormanı gezmeye
başladık. Bir yandan öğretmenimizin açıklamalarını dinlerken Naz kulağıma,
“Suzan, ileride ağacın altında bir karaltı var, vahşi bir hayvana benziyor.”
diye fısıldadı. Hemen o tarafa doğru yaklaştık. Yerde yaralanmış bir kuş
yatıyordu. Naz “Zavallıcık, yardım etmezsek ölecek, ne yapsak acaba?” diye
sordu. Ben çantamdan annemin acil durumlar için koyduğu kolonya ve sargı bezini
çıkardım ama galiba kanadı kırılmıştı. “Annem bana yara bakımını öğretmişti ama
kırık bir kanada ne yapılır hiç bahsetmedi.” dedim. Naz da “Muhtemelen senin
kanadın olmadığı için gerek duymamıştır.” diye her zamanki saçma yorumlarından
birini yapıverdi. Ben “Şakanın sırası değil, bu kuşu bir veterinere
götürmeliyiz.” dedim. Bir yandan da sınıf gittikçe bizden uzaklaşıyordu. Naz:
“Hemen arkadaşlarımıza yetişmeliyiz.” dedi ve koşmaya başladık ama onlar çok
uzaklaşmışlardı. Yetişemiyorduk. Naz “Nasılsa aynı yere geri gelecekler.” dedi.
“Bu nedenle biz onları bulabiliriz.”
Kuşa gelince, galiba kuşun kanadının
üstüne bir kaya düşmüştü ve tam kendini kurtaracakken kanadı yaralanmıştı.
Hemen bir parça sargı beziyle kuşun kanadını güzelce sardım. Kuşu elime almak
için elimi uzattım, kuş da ayaklarıyla hop diye çıkıverdi. Zavallıcık, hem çok
korkuyordu, hem de sanki ona yardım etmemizi istiyordu.
Naz: “Bak, şu patikadan gidersek
ileride evler var, belki orada kuşa yardım edecek birisini bulabiliriz.” dedi.
Yarım saat kadar yürüdük. Şirin bir köy evine ulaştık. Ben “Hansel ve
Gretel’deki cadının evine benziyor ama şekerden değil.” diye söylendim.
Kapıyı çaldık, yaşlıca bir teyze açtı.
“Siz Suzan ve Naz olmalısınız, nerelerdeydiniz, nerede kaldınız bunca zaman?”
diye sorunca ben de, Naz da korktuk. Bu teyze adlarımızı nereden biliyordu? Bir
cadı mıydı, yoksa? Naz yine de şakacılığı bırakmayarak kulağıma “Haaanseel,
Greeteeel…” diye beni daha da korkutmak için şarkı söylemeye başladı. Ben tam
teyzeye bizim adlarımızı nereden bildiğini soracakken odanın kapısından Müjgân
Öğretmen ve arkadaşlarımızı gördüm. Meğer onlar da biz ortadan kaybolunca bizi
aramaya koyulmuşlar, hepsi telefonlarımızı arıyorlarmış ama benim telefonum da
Naz’ın telefonu da sessizde olduğu için duymamışız. Bu evi görünce bizi sormak
için kapıyı çalmışlar, yaşlı teyze de onları içeri davet edip mis gibi
ayranından ikram etmiş.
Müjgân Öğretmen bizi görünce sevinçle,
biraz da kızgınca: “Neredeydiniz çocuklar?” diye sordu.
Biz de: “Bu kuş yaralanmıştı
öğretmenim, ona yardım ederken sizi kaçırdık ama tekrar geri döneceğinizi
biliyorduk, bu nedenle patikayı takip ettik ve bu evi gördük. Belki yardım
edecek birisi vardır diye düşünüp kapıyı çaldık.” dedik.
Müjgân Öğretmen: “Tamam, aslında biz
de bu kuşu inceleyerek şimdi deney yapabiliriz. Aferin size, bu kuşu
kurtarmışsınız ama aynı zamanda da kaybolabilirdiniz. Kendinizi tehlikeye
atmamalıydınız.” dedi.
Ben mahcup bir şekilde: “ Öğretmenim,
aslında biz beş on dakika bekledik ama siz dersi anlatmak için geri
dönmediğinizden, biz de patikayı takip ettik. Özür dilerim.” dedim.
Naz: “ Ben de özür dilerim
öğretmenim.” dedi.
Sonra kuşu inceledik, öğretmenimiz
önce kuşun kanadını güzelce sardı, sonra bize dersi anlattı. Dönüş yolunda
minik kuşu bir veterinere teslim ettik. En sonunda da servise binip okula
gittik ve bir macera dolu günü daha geride bıraktık.
SON
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder