6 Aralık 2017 Çarşamba

BİR ORMAN GEZİSİ

         Bir orman gezisine çıkacaktık. Müjgân Öğretmen: “ Ben gelmeden önce sıraya girmiş olun.” demişti. Hemen sıraya geçtik. Okulun servisiyle gideceğimiz için çok heyecanlıydım. Herkes binince servis hareket etti.
Herkes telefonuyla oynuyordu, telefonlarımızı almıştık, çünkü Müjgân Öğretmen “Ormanda fotoğraf çekebilirsiniz.” demişti. Ben de yanımda telefonumu götürüyordum ama şarjı bitmesin diye oynamıyordum. Ormana hayvanları incelemeye gidiyorduk ama biz yanımıza yiyecek de almıştık. Çünkü sabahtan akşama kadar orada kalacaktık.
Servis beş on dakika sonra durdu. Ormana çabucak gelmiştik. Herkes farklı yönlere dağıldı.  Bazıları yiyeceklerini yerken, bazıları da ormanda koşuşturmaya başladı ya da kendi kendilerine “selfie” çekmeye başladılar. Müjgân Öğretmen piknik sofrasını kuruyordu. Ben ve iki üç kişi daha Müjgân Öğretmen’e yardıma gittik.
Müjgân Öğretmen: “Gelin çocuklar, piknik yapıktan sonra ormanda gezerek hayvanlara bakarız. Ondan sonra da canlıların sınıflandırmasının nasıl yapıldığını anlatırım. Herkes yanına not defteri aldı, değil mi?” diye sorunca hepimiz : “Evet!” diye bağırdık.
Yemekten sonra ormanı gezmeye başladık. Bir yandan öğretmenimizin açıklamalarını dinlerken Naz kulağıma, “Suzan, ileride ağacın altında bir karaltı var, vahşi bir hayvana benziyor.” diye fısıldadı. Hemen o tarafa doğru yaklaştık. Yerde yaralanmış bir kuş yatıyordu. Naz “Zavallıcık, yardım etmezsek ölecek, ne yapsak acaba?” diye sordu. Ben çantamdan annemin acil durumlar için koyduğu kolonya ve sargı bezini çıkardım ama galiba kanadı kırılmıştı. “Annem bana yara bakımını öğretmişti ama kırık bir kanada ne yapılır hiç bahsetmedi.” dedim. Naz da “Muhtemelen senin kanadın olmadığı için gerek duymamıştır.” diye her zamanki saçma yorumlarından birini yapıverdi. Ben “Şakanın sırası değil, bu kuşu bir veterinere götürmeliyiz.” dedim. Bir yandan da sınıf gittikçe bizden uzaklaşıyordu. Naz: “Hemen arkadaşlarımıza yetişmeliyiz.” dedi ve koşmaya başladık ama onlar çok uzaklaşmışlardı. Yetişemiyorduk. Naz “Nasılsa aynı yere geri gelecekler.” dedi. “Bu nedenle biz onları bulabiliriz.”
Kuşa gelince, galiba kuşun kanadının üstüne bir kaya düşmüştü ve tam kendini kurtaracakken kanadı yaralanmıştı. Hemen bir parça sargı beziyle kuşun kanadını güzelce sardım. Kuşu elime almak için elimi uzattım, kuş da ayaklarıyla hop diye çıkıverdi. Zavallıcık, hem çok korkuyordu, hem de sanki ona yardım etmemizi istiyordu.
Naz: “Bak, şu patikadan gidersek ileride evler var, belki orada kuşa yardım edecek birisini bulabiliriz.” dedi. Yarım saat kadar yürüdük. Şirin bir köy evine ulaştık. Ben “Hansel ve Gretel’deki cadının evine benziyor ama şekerden değil.” diye söylendim.
Kapıyı çaldık, yaşlıca bir teyze açtı. “Siz Suzan ve Naz olmalısınız, nerelerdeydiniz, nerede kaldınız bunca zaman?” diye sorunca ben de, Naz da korktuk. Bu teyze adlarımızı nereden biliyordu? Bir cadı mıydı, yoksa? Naz yine de şakacılığı bırakmayarak kulağıma “Haaanseel, Greeteeel…” diye beni daha da korkutmak için şarkı söylemeye başladı. Ben tam teyzeye bizim adlarımızı nereden bildiğini soracakken odanın kapısından Müjgân Öğretmen ve arkadaşlarımızı gördüm. Meğer onlar da biz ortadan kaybolunca bizi aramaya koyulmuşlar, hepsi telefonlarımızı arıyorlarmış ama benim telefonum da Naz’ın telefonu da sessizde olduğu için duymamışız. Bu evi görünce bizi sormak için kapıyı çalmışlar, yaşlı teyze de onları içeri davet edip mis gibi ayranından ikram etmiş.
Müjgân Öğretmen bizi görünce sevinçle, biraz da kızgınca: “Neredeydiniz çocuklar?” diye sordu.
Biz de: “Bu kuş yaralanmıştı öğretmenim, ona yardım ederken sizi kaçırdık ama tekrar geri döneceğinizi biliyorduk, bu nedenle patikayı takip ettik ve bu evi gördük. Belki yardım edecek birisi vardır diye düşünüp kapıyı çaldık.” dedik.
Müjgân Öğretmen: “Tamam, aslında biz de bu kuşu inceleyerek şimdi deney yapabiliriz. Aferin size, bu kuşu kurtarmışsınız ama aynı zamanda da kaybolabilirdiniz. Kendinizi tehlikeye atmamalıydınız.” dedi.
Ben mahcup bir şekilde: “ Öğretmenim, aslında biz beş on dakika bekledik ama siz dersi anlatmak için geri dönmediğinizden, biz de patikayı takip ettik. Özür dilerim.” dedim.
Naz: “ Ben de özür dilerim öğretmenim.” dedi.
Sonra kuşu inceledik, öğretmenimiz önce kuşun kanadını güzelce sardı, sonra bize dersi anlattı. Dönüş yolunda minik kuşu bir veterinere teslim ettik. En sonunda da servise binip okula gittik ve bir macera dolu günü daha geride bıraktık.

SON

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder