6 Aralık 2017 Çarşamba

HAVUZ MACERASI


         Bir gün kuzenim Burak ile ben havuzumuzda dalış antremanı yapıyorduk.
Bir baktım Burak beni,
-      Meliiiis
diye çağırıyor.

Hemen yanına gittim. Havuzun altındaki üç düğmeyi gösteriyordu. Hepsine karışık bir sırayla birkaç kez bastık ve ardından havuzun sularıyla birlikte büyük bir aqua parka açıldı. Çok şık beş yıldızlı bir oteldi. Biz de fırsatı değerlendirerek otelde kaldık. Zaten istediğimiz zaman aqua parktaki düğmeye basarak bir tüpün içinden ışınlanabiliriz.
Birkaç gün o otelde kaldıktan sonra evimize ışınlandık.  Tekrar gidebilir miyiz diye kontrol etmek için tekrar karışık bir sırayla düğmelere bastık.
Tekrar havuzun suyuyla beraber bir yere açıldık. Bir baktık bir deniz ve denizin kıyılarında bir iskele var. Hemen iskelenin orada bir düğme olup olmadığını kontrol ettik. Bir tane kırmızı düğme vardı. Bu nedenle biraz denizde oynadıktan sonra düğmeye basarak ışınlandık.
Daha sonra benim aklıma bir fikir geldi. Bence ilk bastığımız düğme hangisiyse, o düğmenin açıldığı yere ışınlanıyorduk. Bu nedenle son düğme olan üçüncü düğmeye bastım ve bir göle açıldık.
Etrafında ördekler vardı. Bir ördek alıp kırmızı düğmeye basarak eve ışınlandık. Artık bir ördeğimiz olmuştu. Evde ördekle oyun oynadık. Zaten istediğimiz zaman otele, denize ve göle gidebilirdik. Bu nedenle gidip ördeği arkadaşlarının yanına bıraktık. Ama bundan kimseye bahsetmedik.


JJ MUTLU S0N JJ

DOĞUM GÜNÜ SÜRPRİZİ

 

         Günlerden bir gün Cansu’nun doğum günü için bir sürpriz hazırlamak istedim. Bu arada ben annesi Filiz. Hemen arkadaşlarımı aradım. Doğum günü için bir alışveriş listesi gerekiyordu. Çabucak alışverişi yaptım.
O arada da arkadaşlarım gelmişti. Doğum günü yarındı. Hemen balonları hazırladılar. Cansu’yu uyandırmamak için sessizce hazırlandık.
Pastası on katlı içi çikolata parçacıklı ve dışında şekerden yapılmış güllerle süslenmişti.
Cansu uyanmıştı. Hemen kırmızı dar kesimli parlak taşlı balık model elbisesini giydi. Saçını içine büyük simit koyup topuz yaptı ve içinden bir tutam saç sarkıtıp maşayla kıvır kıvır yapıp, topuzunu kırmızı parlak taşlı tokalar ile tutturdu. Çok güzel görünüyordu. Kırmızı ruj, far ve allık sürmüştü. Tabii altına da parlak pudra sürmüştü. Gözlerinin yanına ve saçlarına sim dökmüştü. Muhteşem görünüyordu. Kulağına uzun sallanan iki pırlantalı küpe takmıştı. Koluna elmaslardan yapılmış güzel bir bilezik, parmağına tek taş yüzük ve boynuna da bir pırlanta kolye takmıştı. Son olarak da kırmızı topuklu ayakkabılarını giymişti.
Bütün arkadaşları gelmişti. Ben de misafirlerle ilgileniyordum. Çok güzel ve havalı bir giriş yaptı. Herkes ona bakıyordu. O giriş yaparken havai fişekler ve ortada kendi resmi vardı. Her zaman böyle şeylere filmlerde olur o derler. Ama bu gerçekti. Bir kenarda tuzlu ve tatlılar, bir kenarda fıskiyeler ve pasta ve diğer kenarda da davetliler ve kokteyl masaları duruyordu.
İçeri girerken çok heyecanlıydı. Gözleri dolmuştu. Gelip boynuma sarılmıştı. Ben de çok duygulanmıştım ve otoparka bakmasını istedim. Ona doğum günü hediyesi olarak pembe bir spor araba aldım. Hemen yanına koşup içine baktı. Çok beğenmişti. Evin etrafında bir tur attıktan sonra yanıma gelip teşekkür etti.  Çok eğlenceli bir akşam geçirmiştik.



MUTLU S0N

KAYAK MACERASI


         Orhan ve kız kardeşi İrem bu kış çok kar yağdığı için kayak tatiline gitmeye karar verdiler. Orhan hemen kuzeni Derya’yı aradı. Derya da hızlıca bavulunu topladı.
         Öbür gün uçak ile Kayseri’ye gittiler. Erciyes dağının yakınlarındaki bir otelde kalacaklardı ama otobüs yanlış bir yola saptı. Bizimkiler hemen yanlış yöne gittiğini söylediler. Şoför de navigasyonun böyle gösterdiğini ve başka kişileri de önceden yanlış otele götürdüğünü söyleyince Derya’nın aklına bir fikir geldi,
-      Biz otelimize kayakla gidelim o zaman.
dedi. 
Hemen kayak ayakkabılarını giyip, kayaklarını taktılar. Hep beraber kayarak otele gittiler. Zaten bu onlar için bir macera oldu.
Otele vardıklarında önce bir şeyler yediler. Daha sonra en zor pistte muhteşem hareketler yaparak kaydılar. Herkes onları hayranlıkla izledi. Yaklaşık bir hafta sonra evlerine gittiler. Çok eğlenceli vakit geçirmişlerdi. Artık her sene en az bir haftalığına gitmeye karar verdiler.


MUTLU S0N

İKİ ÖLÜMCÜL GÜN

BÖLÜM 1


         Bir anda, ben uyurken “Mert” diye bir ses duydum. Beni çağırıyorlardı. Hemen yanlarına gittim.
         Arkadaşım Ahmet: “Beşiktaş-Trabzonspor maçını kaçıracağız. Acele et.” dedi.
         Ben koşarak,
-      Limon kolonyamı sıkıp geliyorum!

Hızla arabaya bindik.
Yoldan geçerken, Batuhan fısıldayarak,
-      Mahallenin şu en güzel kızı Elif var ya, onu da alacağız. Bizim Ali, Elif’ten hoşlanıyor. Elif’in de gelmesini istedi.
-      Batuhan ciddi misin sen? Hangi kız futbol maçını sever ki! Elif gitsin makyaj yapsın.
-      Bu arada Elif Trabzonspor’u tutuyor. Sakın sinirlenme Mert!
-      Nasıl olur! Benim fikrim; benim arabama binen herkes Beşiktaş’ı tutmalı!

Batuhan; Ahmet, Ali, Mehmet, Can ve Cengiz’e fısıldayarak:
-      Arkadaşlar Mert her zamanki gibi gözünü kırpmaya başladı. Belli ki benim Elif’in Trabzonspor’u tutuğunu söylediğim için sinirleniyor.

Daha sonra arabayla Elif’in önüne geldiler. Elif arabaya binerken arkadan koşarak gelen bir köpek sürü havlayarak yaklaşıyordu.
Mert: “Aaaa! Köpekler yaklaşıyor!!!” dedi.
Arkadaşları;
-      Mert korkma!
-      Mert tamam bir şey yok!
-      Mert sen gel benim yanıma!
diyerek teselli ediyorlardı.


Neyse ki köpekler gelmeden Elif’i alıp gittiler.
Gittiklerinde futbol maçı başlamıştı ve Mert çok çabuk öfkelendiği için,

-      Offf! Elif’i gittiğimiz için ön sıraları kapmışlar, şimdi hem kaç gol attıklarını öğrenemeyiz, hem de  ben bu kısacık boyumla, bu kocaman on beş, on altı yaşındaki uzun boylu ağabeylerden nasıl göreceğim?! L
Cengiz: “ Boş ver Mert, şuradan yükseltici alırız.” dedi.
Mert: “Mantıklı.” dedi.
Elif maç boyunca bizi sinir etmişti, bir dakika içerisinde tam yüz yirmi yedi sözcük söylüyordu. Aynı zamanda da çok saçma şeyler soruyordu.
Örnek vereyim,
-      Maçtan sonra yemek yiyelim mi?
-      Beraber ders çalışalım mı?
-      Çarşamba günü “Fenerbahçe-Galatasaray” maçına gidelim mi?
-      Cumartesi günü yarı final maçına yani “Chelsea-Barcelona” maçına gidelim, olur mu?
-      Ojelerimin rengi güzel mi, bu maç için özel olarak rengârenk boyadım?
-      Bir de maçtan sonra topuz mu yaptırayım yoksa fön mü çektirsem?
Neyse maç bittikten sonra Elif’i kırmayıp yemek yedik ama Ali’ye gizlice Elif’in sinirimizi bozduğunu söyledim.
Ali de bu lafın üstüne,
-      Elif’ten hoşlanıyordum, ta ki bugüne kadar. Artık hiçbir kızı maça götürmeyeceğim. “Bir de maçtan sonra topuz mu yaptırayım yoksa fön mü çektirsem?” ne demek? Dalga mı geçiyor bu kız bizimle?
Ben de: “Haklısın kardeşim zaten ben tahmin etmiştim kızların makyaj yapmayı sevdiğini.” dedim.
Ali: “ Sana güveniyorum artık yani önceden de güveniyordum ama kızlar konusunda sana her zaman danışacağım.” dedi.


 BÖLÜM 2

         Daha sonra herkes evine gitti. Yarın pazartesi! Garfield’ın dediği gibi pazartesilerinden nefret ederim. Hemen sınav tarihleri listesini çıkardım.
Pazartesi
Fen
Sosyal
Matematik
Türkçe
İspanyolca
Müzik
Bilişim(Bilgisayar)

Abartmışlar, on iki yaşındaki bir çocuk nasıl yedi tane sınava girsin?! Neyse ki son iki ders resim. Resim dersleri keyifli oluyor.
Neyse çalışmaya başlayayım…
Mert çalışırken Mert’in arkadaşları İsviçre’den gelen bir çocuk ile tanıştılar. Türk olduğu için adı Arda idi. Türkçesi biraz zayıf ama yine de söylenenleri kısmen anlıyordu.
Can, Mert’i tanıttı,
-      Ela gözlü, çevik, sevecen, kısa boylu, kumral saçlı, dürüst, sözüne güvenilen, çabuk öfkelenen ve çalışkan biridir.

Mert çalışmaktan bıkmıştı.

Mert: “Dürüst olmak gerekirse çalışkanım ama futbolsuz bir yaşam düşünemiyorum. Bu nedenle yuvarlak lan her nesneye tekme atıyorum. Hatta küçükken yanlışlıkla yuvarlak bir nesneye tekme attığımda cam bir vazoyu kırmıştım. Tabii dürüst bir çocuk olduğum için anneme gidip söyledim. Ve özür diledim.” diye aklından geçirdi. 

Daha sonra oturup bütün sınavı olan derslere çalıştı.

Sabah kalktığımda her zamanki gibi okula gittim.
Arkadaşlarım;
-      Sınav manyağı olacağız.
-      Bugün yedi tane sınav var.
gibi laflar söylediler.
Ali de: “ Sınav günü her zamanki gibi her kıyafetin içine giydiğin Beşiktaş formasını giydin mi?” dedi.
Ben de: “Ali, ben klasiğim. Her kıyafetimin içine Beşiktaş formasını giydiğimi ve bunun uğur getireceğini düşündüğümü biliyorsun.” dedim.
Sabah ilk beş derste beş sınavımızı bitirdik. Bu öğle teneffüsü en uzun teneffüsümüz! Bugün koro var ve koroya seçilmemin nedeni gür sesli olmam ve gür sesli olma antremanımı futbol maçlarındaki bağırış çağırışlar sırasında yapıyorum. Daha sonra öğle teneffüsü bitti ve son iki sınavı da bitirdik.
Son iki ders  RESİİİİİM!!!
Artık rahatlayıcı iki ders geliyor diye düşünürken…
Arkadaşlarım: “RESİİİİM SIIIIINAAAVIIIIIII!!!” diye bağırana kadar!!!

ÖLÜMCÜL

                SINAVLAR

PARALEL EVRENDE BEN


         Bir gün ben bir ışın makinesi icat ettim. Bu arada adım Demet. Ben ışın makinesi ile Londra’ya tatile gidecektim ama yanlışlıkla paralel evrene ışınlandım.
Ben önce farkına varamadım, çünkü yine ofisimde ışın makinesinin önündeydim ama ofisim daha büyüktü. Ben de en iyisi arkadaşlarımı ziyaret edeyim diye düşündüm. Birden lisedeki sınıf arkadaşlarımla yakın bir semtte cafede buluşacakları aklıma geldi.
Ben de oraya gittim ama herkes farkı dillerde konuşuyordu. Rusça, Japonca, Fince, Çince, İngilizce, İspanyolca... Arkadaşlarım da farklı dillerde konuşuyordu. Ben de anneme sormak için eve gittim. Annem de Fransızca konuşuyordu.
Ben de anladım. Sabah her şey aynıydı. Demek ki sorun ışın makinesindeydi. Hemen gidip sorunu çözdüm. Tekrar ofisime ışınlandım. Her şey normale dönmüştü.
Ben de Londra’ya tatile gittim. Londra’da düşününce paralel evrene ışınlandığımı fark ettim. Macera yaşadıktan sonra tatil de eğlenceli ve dinlendirici olmuştu.



S0N

ÜÇ KUZİLER

Bölüm 1: Pastane Açma Heyecanı


       Bir gün, Pınar ile kuzenleri Onur ve Selin bir pastane açmak için evlerinin önüne bir limonata standı kurdular. Geçen bütün insanlar çok susadıkları için bir limonata alıp beş lira verip gidiyorlardı. Tabii bizimkiler de çok para kazandıkları için bir hafta boyunca standı açık tuttular.
Biraz para kazandıktan sonra satılık dükkânlara bakmaya başlattılar. Güzel bir tane dükkân bulduklarında gidip annelerine haber verdiler. Anneleri de bu fikri çok beğendi. Çocukların harçlıklarını birleştirip o dükkânı almaları çok hoşlarına gitti.
Bir sonraki gün çocuklar aldıkları dükkânı temizleyip süslediler. O sırada kapı açıldı.
Kapıda Kayserili kuzenleri Kemal’i görünce çok sevindiler.
         Kemal: “Size yardım etmeye geldim.” dedi.
         Onlar da hemen birkaç tane pasta yapması için gerekli malzemeleri ve araçları verip, kendi işlerinin başına döndüler. Hızlıca ortalığı temizleyip, balonları şişirdiler, kapıya asıp, camları temizledikten sonra süslediler. Çok güzel bir açılış partisi yapacaklardı. Bu nedenle Kayserili kuzenleri Kemal’e yardım edip çok lezzetli pasta ve çörekler yaptılar. Biraz kendi soğuk çay tariflerinden yapıp; birazını içip, birazını da annelerine verdiler.
         Akşam çok fazla müşteri geldi. Herkes ucuz olduğu için buraya geliyordu. Küçük bir kız da doğum gününü kutlamak için açılışını yapmakta olan bu mekânı istediği için burayı seçmişti. O akşam çok fazla para kazandılar. Çok eğlenceli bir akşam geçirdiler. Artık harçlıkları dükkânın kazancından geldiği için normal harçlıklarından daha fazla olmuştu. O harçlıklarla güzel şeyler alıyorlardı. J
Bölüm 2: Zaman Makinesi
·        Dinozorlar Çağı
       Bizim Pınar bir zaman makinesi yapınca diğerlerine de haber verdi. Diğerleri de koşa koşa geldi. Hemen denediler. Pınar dinozorların zamanına gitmeyi düşündü. Diğerleri de kabul etti. 
         Dinozorlar çağında bir sürü farklı dinozor gördüler. Ta ki bir t-rex et kokusu alana kadar. Hemen bütün etçil dinozorlar onları kovalamaya başladı. Aynı zamanda da dinozorlar birbirleri arasında yarışıyorlardı. Pınar hemen süper kaykayını alıp kuzenlerini kurtardı.
         Hızlıca zaman makinesine bindikten sonra evlerine döndüler. Hiçbiri bir daha dinozor dergileri almadı çünkü çok korktular. Artık dinozorları da sevmiyorlardı zaten. L
·        Gelecekteki Kuziler
         Bir gün Pınar: “ Ben otuz yaşımda nasıl göründüğümü ve neler yaptığımı görmek istiyorum.” dedi. Diğerleri de hemen yanına gittiler.
         Pınar’ın otuz yaşındaki hâli ve diğerlerinin de yetişkin olduklarında nasıl göründüklerini bulmak için gezinirken Pınar büyük bir şirketin başında oturmuş çalışıyor, diğerleri de toplantıda bir konu hakkında ne yapacaklarını tartışıyorlardı. Hepsi çok güzel ve yakışıklı olmuştu.
         Aileleri merak etmesin diye hemen geri döndüler. Akşam yemeği yedikten sonra uyudular. J

Bölüm 3: Alışveriş Merkezi

       Pınarlar bugün bowling oynamaya gidecekti ve gittiler. Pınar birinci, Kemal ikinci, Selin üçüncü, Onur da sonuncu olmuştu. Tam evlerine oyun oynamaya gittiklerini zannederken anneleri bowling oynanan oyun alanın karşısındaki mağazanın indirimini görünce hemen içeri girdiler. Bu onlar için kötü haberdi, çünkü en pahalı mağazada bile indirim varsa indirim sezonuna girdikleri anlaşılırdı ve bunun için bütün alışveriş merkezini sabahtan akşama kadar gezmeleri gerekirdi. 
         Bu nedenle bir plan yapmaları gerekiyordu. Hemen düşündüler. Pınar’ın aklına bir fikir geldi.
Hemen: “ Arkadaşlar, toplanın.” dedi.
         Planı çok dahiceydi: Önce annelerini “Aaanneee! Şurada indirim burada indirim var” diyerek bütün mağazayı koşturarak yarım saat içerisinde gezip bitirmelerini sağlayacaktı. Böylece hemen eve gideceklerdi ve bir daha hiç mağaza gezmek istemeyeceklerdi.
         Hemen bunu uyguladılar ama anneleri yorulacağına kendileri yoruldu.
Pınar: “En azından yarım saatte gezmeyi bitirdik değil mi?” diyerek kendini bu durumdan kurtarmaya çalışırken annesi,
-      “Burada indirim vaaar!!!” diye çığlık atarak onları çağırdı.
         Annesi öyle deyince bütün kuzenleri kızgın bir ses tonu ile: “Gezmeyi bitirdik değil mi!!!” diyerek hızlı hızlı gittiler.

NE YAZIK Kİ MUTSUZ S0N L

İşte Öğrencilik-Teknoloji ile Başa Çıkılmaz

Teknoloji ile Başa Çıkılmaz
                Artık bu nesilde ders çalışmak daha da zor bir hâle geldi. Çünkü teknoloji var. Sürekli telefon elimizde ya da bilgisayar başında oturuyoruz. Mesela benim şu anda bilgisayar başında olmam gibi…
Telefon elimizde olmasa bile yakınımıza koyuyoruz ve mutlaka arkadaşlarımızla mesajlaşıyoruz. En azından ödevler soruluyor ve biz de hemen ne hakkında sohbet ediyorlar diye merakımızdan bakıyoruz. Bu nedenle çalıştığımız dersten kopuyoruz ve tekrardan konsantre olmaya çalışıyoruz. Bu da bizim ders çalışmamızı etkiliyor. Bu yüzden kendimize bir sınır koymalıyız. Örneğin şu saatler arasında ders çalışacağım, o arada mesajlarıma bakabilirim ama gereksizse daha sonradan bakarım demeliyiz.
Bir başka sorun ise telefonla oynadığımızda kendimizi kaptırmamız ve saatlerce farkında olmadan, durmaksızın oynamamız. Bu nedenle televizyon izlerken istersem telefonla oynarım, ders çalışırken telefonla oynamamalıyım diye kendimizi şartlandırmalıyız. Yoksa dediğim gibi. Teknoloji ile başa çıkılmaz.
Diğer bir sorun ise bazı youtuberları ya da bazı youtube kanallarını takip etmemiz. Takip etmesek bile birkaç tane video izleyeyim kafam dağılsın diyoruz, sonra saate bir bakıyoruz aradan üç buçuk-dört saat geçmiş. Bu yüzden gene şu saatte başından kalkacağım ve yaptığım işe geri döneceğim demeliyiz. Eğer başından kalkmazsak, başımız dertte demektir. 
Başka bir sıkıntı ise kendimizi kısa bir süre ile kısıtlandırıp, daha sonradan beşer, onar ya da on beşer dakikalar hâlinde sürekli uzatmamız. Bu benim başıma çok gelmiştir. Ama en sonunda sıkılıp mutlaka yaptığım ödeve geri dönmüşümdür. Bu yüzden kendimize aşırı kısa süreler vermemeliyiz en azından bir yarım saat-kırk beş dakika dinlenmeliyiz. Bu da bizim için gerekli.

Uzun lafın kısası teknoloji dinlenmek için iyi olsa bile, bazen bütün günümüzü tüketir. Kendimize normal kısıtlamalar koyarak dinlenilmeli, sonra dersimizi çalışmalıyız. BİZ ÖĞRENCİLERİN İŞİ ZOR. TEKNOLOJİ ile BAŞA ÇIKILMAZ!

İşte Öğrencilik-Sabahları Okula Gitmek

Sabahları Okula Gitmek
                Bütün öğrencilerin yakındığı konu… ÇOK FAZLA UYUYAMAMAK! Bir de saatler yaz saatinde kalınca bir saatlik uykumuz eksik kalıyor. Normalde bir saat az gelebilir ama uyku konusunda bazen beş dakika bile yeterli olabiliyor.
                Sabahları hepimiz benim gibi okula giderken uyanmakta zorlanıyoruz. Oysa akşamları ders çalışmak için daha fazla uyanık kalmamalıyız. Onun yerine ödevlerinizi özenli ama hızlıca yaparsanız çalışmaya daha çok vaktiniz kalır. Bu şekilde daha erken uyursunuz çünkü hepimizin bir çalışma sınırı var. O yüzden her gün yaklaşık aynı saatte yatmış olursunuz. Uyanırken de -sabah uykusu kadar güzel bir şey yoktur ama- daha kolay uyanmış olursunuz.
                Hafta sonlarındaki gittiğiniz bütün kursları en erken dokuz-dokuz buçuk civarına ayarlarsanız uykunuzu daha iyi alır, kendinizi daha zinde hissedersiniz.
                Biz öğrenciler bir de o uykulu hâlimizle ders dinliyoruz. Bazen ilk dersten sınavlarımız bile oluyor. Genelde ikinci ve üçüncü derslerde oluyor ama o bile çok zor oluyor. Bazen din ve bilgisayar derslerimiz öğleden sonra ya da yemeğe gitmeden önce oluyor. Öğleden sonra zaten çok zor oluyor,  aynı zamanda yemekten önce olunca hem uykulu hem de acıkmış oluyoruz.
                Bu nedenle uykumuzu iyi almamız, sınavlardan önce açlığımızı bastırması için su içmemiz, enerjimizi yükseltmek için de bir parça çikolata iyi gelebilir.

                Sabahları okula gitmek ZOR oluyor. Bir de SINAVLAR olunca DAHA DA ZOR oluyor. Bütün erken kalkanlar hâlimizi anlıyorlar… UYKU HAYATTIR! UYUMAK HAKKIMIZDIR!

İşte Öğrencilik-Meslek Seçimindeki Zorluk

Meslek Seçimindeki Zorluk
            Meslek seçimi çok zor bir konu. Her geçen gün farklı meslekler çıkıyor. Zevklerimiz, duyu ve düşüncelerimiz değişiyor.  Bir de sınav sistemleri değişiyor. Meslek seçerken nelere dikkat etmeliyiz?
                Öncelikle kendi sevdiğiniz bir konu olmalı. Eğer fen dersini seviyorsanız hangi kategoriyi sevdiğinize göre bilim insanı ya da araştırma doktoru gibi pek çok meslek var. Matematik için ise mühendislik tarzı meslekler seçilebilir. Türkçe dersinde ise edebiyat okuyup öğretmen olunabilir ya da yazar olunabilir. Sosyal için de buna benzer pek çok meslek bulunabilir.  Sevdiğiniz konu sizi hayatta başarıya ulaştıracaktır.
                Farklı meslekleri de araştırın. İlginizi çeken meslekler sizi başarılı bir birey yapacaktır. Sizin bilmediğiniz çok değişik meslekler olabilir. Bu çoğu insanın bilmediği meslekleri seçerseniz çok ünlü olabilirsiniz. Ya da daha fazla yapacak konu çıkabilir. Bu sayede kazancınızı da arttırmış olursunuz. Bu sizin için bir fırsat olabilir.
                Hobilerinizi bırakmayın. Hobiniz varsa mesleğinizi seçtikten sonra da devam edin. Örnek vermek gerekirse resim ile uğraşıyorsanız resim çizmeye devam edin. Belki ileride bir sergi açarsınız. Yazı yazmayı seviyorsanız devam edin. Sonradan kitaplar çıkarabilirsiniz. Sporla uğraşıyorsanız spor salonu, hatta mesleğinizle alâkalı bir şeyler de düşünebilirsiniz.
                Önceden seçmeyi düşündüğünüz meslekler hakkında araştırma yapın. Hatta öğretmenizle konuşursanız, herkesin ailesinde farklı meslekler yapanlar olabilir. Bu şekilde seminerler hazırlanır ve o seminerler sayesinde meslekler hakkında bilgiler edinmiş olursunuz. Eğer ailenizden birinin yapacağı bir mesleği seçecekseniz, onunla bir iki günlüğüne işe gidebilirsiniz. Bu şekilde neler yapıldığını öğrenmiş olursunuz. Mesleğinizi seçerken size kolaylık sağlamış olur.
                Aynı zamanda derslerinize çalışmayı ihmal etmeyin. Eğer yüksek bir puanınız olursa istediğiniz mesleği seçme hakkı kazanmış olursunuz. Bu sayede son dakikada bile mesleğinizi daha yüksek puanlı bir meslekle değiştirebilirsiniz. Bu size büyük bir avantaj sağlayacaktır.

                Bu önerilerime uyarsanız çok başarılı bireyler olacaksınız. Ama unutmayın hangi mesleği seçerseniz seçin, önemli olan mesleğinizin prestiji değil, SİZİN nasıl yaptığınızdır…              

İşte Öğrencilik-Kitap Okumadaki Sır

Kitap Okumadaki Sır
            Kitap okumak muhteşem bir şey! Hatta ben yıl içerisinde sınavlardan ve ödevlerden dolayı kitap okumaya çok fazla vakit ayıramadığım için üzülüyorum. Her ne kadar okumaya çalışsam da gün içerisinde yorulduğum için uyuyakalıyorum. Bu yüzden yaz tatilinde bol bol kitap okuyorum.
                Bazıları kitap okumayı sevmiyor. Aslında onları da anlıyorum. Çünkü hangi dildeki paragraf sorusu olursa olsun okumaya çok üşeniyorum. Çünkü çok nadir güzel, ilgimizi çeken konular oluyor. Bu nedenle kitap okumaktan soğuyorsunuz… AMA YAPMAYIN! Kendinizi bu güzel, dinlendirici, bazen üzücü, belki de heyecanlı, ya da korkutucu güzel romanlardan mahrum etmeyin.
                Kitap okumayı bazen okulda sizin beğenmediğiniz bir ya da birkaç tane kitap okutulduğu için sevmiyorsunuzdur. Bu da çok doğal bir şey. Çünkü herkes bütün kitapları sevmek zorunda değil. Bazen ben de bazı kitapları sevmiyorum. Ama okumaya başladığınız kitabı hayatınızın belli bir döneminde mutlaka bitirin. Çünkü yazar onu ders vermek için yazmıştır. Mesela bir kitapta Birinci Dünya Savaşı anlatılıyor. Orada anlatılan olaydan mutlaka bir ders çıkarmalısınız çünkü tarihteki olayların hepsi bize ders vermek için olmuştur. Bu nedenle bir kitaptan dolayı bütün hayatınızı kitapsız, boş ve sıkıcı geçirmeyin.
Bazen de kitapları sevmememizin nedeni anlamamamızdır. Belki bize o anda seviyesi veya konusu zor gelebilir. Belki de kullanılan sözcüklerden dolayıdır. Eski Türkçe ile yazılmışsa ya da siz daha beşinci sınıfsanız ve gidip Sefiller gibi konusu ağır olan bir kitap okumaya çalışıyorsanız, kendinizi kitap okumaktan soğutmuş olursunuz. Bu yüzden kendi seviyenizde kitap seçmeye özen gösterin.
Kendi sevdiğiniz konulara yoğunlaşın. Eğer macera seviyorsanız macera, bilim kurgu seviyorsanız -ben de çok severim- bilim kurgu, cinayet romanları seviyorsanız -Agatha Christie ve Sherlock Holmes muhteşemdir- cinayet romanı, klasik seviyorsanız pek çok güzel eser arasından seçim yapabilirsiniz. Kitap konuları bunlarla da sınırlı değil! İsterseniz aşk romanlar –İpek Ongun çok başarılı bu konuda- okuyabilirsiniz. Karikatürlerde ise Saftirik serisi çocukları çok sarıyor. Bunu da deneyebilirsiniz. Bu öneriler gibi daha pek çok konu ve yazar ya da kitap önerisi yapılabilir. Sizin seveceğiniz pek çok kitap türü vardır. İlginizi en çok çeken kitabı alın ve okuyun!

Birçok seçenek varken kendinizi kısıtlamayın. Tek bir kitap yüzünden hayatınızı basitleştirmeyin. Mutlaka anlayacağınız seviyede ve çok seveceğiniz bir kitap çıkar. Hatta bir kitapla kalmaz… Pek çok kitabı seversiniz.

İşte Öğrencilik-Hayat Ders Çalışarak Geçmez

Hayat Ders Çalışarak Geçmez
Hayat ders çalışarak geçmez. Başka uğraşlarınız da olmalı. Gün içerisinde çok yoruluyoruz. Eve gelir gelmez ders çalışmaya başlamak çok yorucu oluyor. Bu nedenle arada mutlaka kafanızı boşaltmalısınız. Eğer siz de benim gibi boş boş oturmak istemiyorsanız bir hobi edinmelisiniz.
Örneğin bir müzik aleti çalmak... İnsanın kafasını çok dinlendiriyor. Müzik dinlemenin en iyi yolu o bence. Aynı zamanda müzik derslerinde de size mutlaka faydası olacaktır. Belki okul orkestrasına ya da okul bandosuna, belki de koroya girip bazı etkinliklerde yer alabilirsiniz.
Ya da bir spor ile uğraşmak. Okul takımına girmek hem çok zor, hem de derslerinize yorgun argın çalışmak zor olur ama eğer aileniz izin verirse her akşam eve gelince bahçeye çıkıp arkadaşlarınızla oyun oynayabilir ya da spor yapabilirsiniz.
Bir başka dinlenme yolu da resim çizmek.  Mesela kızlar için moda tasarımı çok uygun eğer seviyorlarsa... Ben çok seviyorum ve fırsat buldukça yapmaya çalışıyorum. Yarım saat bile yapsanız size yeter. Çok iyi dinlenirsiniz.
En güzel dinlenme yolu ise kitap okumak. Ama ne yazık ki birçoğumuz çok fazla kitap okumuyoruz. Oysa pek çok seçenek var. Örneğin klasikler... Okulda büyük bir ihtimalle çoğunu okutacaklardır bizlere. İyi ki de okutuyorlar. Çünkü klasiklerin hepsi bize ders vermek için yazılmıştır ve o yazarların tavsiyelerini dinlememiz gerekir. Hayatta mutlaka karşımıza çıkacaktır. Sonuç olarak kitap okumak çok güzel bir şey ve akşam eve gelirken ya da uyumadan önce okumak çok güzel oluyor. Hele de yorgunsanız… İnsan uyuyakalıyor. Güzel bir uyku çekiyor.

                Gördüğünüz gibi pek çok şey var uğraşacak… HAYAT DERS ÇALIŞARAK GEÇMEZ! MUTLAKA bir hobiniz olmalı…

İşte Öğrencilik-Dostluklar da Önemlidir

Dostluklar da Önemlidir
                Bütün öğrencilik yıllarınızı sadece ders çalışarak ya da ödev yaparak geçiremezsiniz. Arkadaşlar ve aileler bu süreçte çok önemlidir. İnsanın birileriyle sohbet etmesi insanı rahatlatır ve bu arada ders çalışmadığınızdan dolayı dinlenmiş olursunuz. Ne demiş atalarımız “Mutluluklar paylaşıldıkça artar, acılar paylaşıldıkça azalır.” Bu gerçekten çok doğru bir söz…
                Teneffüslerde arkadaşlarınızla sohbet edin. Çok eğlenceli oluyor. Bazen sohbet, bazen dedikodu ve bazen de sevincimiz. Tüm bunlar insanı çok dinlendiriyor. Size bir tavsiye vereyim. Biz sınıfımızdaki tahtanın bir kenarına her gün bulduğumuz esprileri yazıyoruz. Bu arada hem çok eğleniyor, hem de bazen yeni şeyler öğreniyoruz. Ama espriler yaparken arkadaşlarınızla dalga geçmemelisiniz. Sadece kendisi istiyorsa yapmalısınız.
                Arkadaşlarınızla konuşulacak bir şey bulamıyorum diye düşünmeyin. En azından koridora çıkıp kız kıza takılın. Mutlaka o arada sohbet edecek bir konu bulursunuz. En kötü ihtimal havalı havalı yürümüş olursunuz ya da başka bir arkadaşınızla karşılaşır, onu arkadaşlarınıza tanıtırsınız.
                Erkekler dostluk kurmak için direk futbol oynasa onlara yeter açıkçası. Çünkü futbol onların hayatı gibi duruyor(!) Tabii ki erkekler de sohbet edebilir. Onlar da okudukları kitaplar, bilgisayar oyunları, filmler, spordaki oyuncular, kendi hobilerini ve bunu gibi daha birçok konu hakkında konuşabilirler.
                Eve gittiğinizde sohbetler bitiyor sanmayın! Asıl sohbet evde başlıyor benim için. Gün içerisinde yaşadığınız olayları ailenizle paylaşmalısınız. Bu sizi rahatlatacaktır. Ailenizle birlikte vakit geçirmek de sohbet kadar önemlidir. Çünkü o yaptığınız arada da sohbet etmiş olursunuz.

Gördüğünüz gibi kız, erkek; abla kardeş ya da genel olarak bütün aile üyeleri birbirleriyle sohbet edebilirler. Bu sayede mutluluklarını ve sıkıntılarını da paylaşmış olurlar. Hatta sıkıntılarına çözümler bulup, birbirlerine yardım edebilirler.

İşte Öğrencilik-Başarının Sırrı

Başarılı bir öğrenci olmanın sırrı dersi derste dinlemektir. Derste başka şeylerle uğraşıp, daha sonradan ne kadar çalışırsanız çalışın, derste dinlediğiniz zamanki kadar başarılı olamazsınız. Ama ben dersi dinleyin sonra hiç defterin kapağını bile açmayın demiyorum. Test de çözmelisiniz, defterinizi ve kitabınızı da okumalısınız. Eğer bunları yaparsanız kesin başarılı olursunuz.
Herkesin kendine göre bir çalışma tekniği vardır. Mesela ben test çözerek pratik yapıyorum. O zaman konuyu çok iyi kavrıyorum.  Bir de üstüne okulda yaptığınız ödev, quiz ya da ara değerlendirme tarzı şeyler yapıyorsanız bunları sınav öncesinde mutlaka tekrar edin. Konuyu anlamanın en basit yolu budur eğer siz de benim gibi test çözerek geliştiriyorsanız.
Bazılarınınki ise özet çıkarmak. Ben arada sırada denemiştim. Fen, Türkçe ve matematikte pek işe yaramasa da bence İngilizce, din ve sosyal ya da tarih derslerinde çok işe yarıyor. Özet çıkarmayı bir gün öncesinden yapmaya sakın başlamayın. Onun yerine test çözmek ya da defterinizi, kitabınızı okumak daha faydalı olacaktır. Tabii konunuz kısaysa dilediğiniz gibi ders çalışabilirsiniz.
Türkçe dersine en iyi bol bol kitap okuyarak çalışıldığını düşünüyorum. Bu nedenle okuldaki aylık zorunlu kitabınızı ya da kitaplarınızı okumayı asla ihmal etmeyin. Eğer zorunlu kitabınız yoksa mutlaka ayda en az bir kitap okuyun. Onun dışında defteri tekrar etmeniz yeterli olacaktır Türkçe için. İsterseniz ekstradan test de çözmek işinize yarayacaktır soru tiplerini önceden görmek açısından.
En faydalı çalışma yöntemi, ama muhtemelen birçoğumuzun uygulamadığı bir yöntem var. İşlediğiniz konu hakkında soru yazmak. Bütün hocalar her gün okulda yaptıklarınızı tekrar edin der. Bu, çok doğru. Her akşam yapamasanız bile sınav öncesinde o konular ile ilgili soru yazmak çok faydalı olacaktır. Konun pekişmesine de yardımcı olur mutlaka. Bu çalışma yöntemini hepinize tavsiye ederim.
Gördüğünüz gibi pek çok çalışma yöntemi var. Bu yöntemlerden, hatta burada yazmayan farklı yöntemlerden bile yararlanabilirsiniz. Hepsini deneyin, en sevdiğinizi seçin.

BİR SİNEMA KULÜBÜ MACERASI


Şubat tatili yeni bitmişti. Tatilden bir sonraki gün blok derste Sinema Kulübü’ne gidecektik. Sinema Kulübü’nü hepimiz çok seviyorduk. Müjgân Öğretmen de hep bizim ilgimizi çekecek filmler seçiyordu. Sınıfa gittiğimizde öğretmenimiz çoktan gelmişti. Ama içeriye giren şaşırıp kalıyordu. Sınıfın ortasında kocaman, aşırı büyük, hiçbir zaman kullanmayacağımız, çok parlak, gökkuşağı renklerinde gereksiz yere konulmuş bir dolap duruyordu.
Dolabın neden konulduğu konusunda her kafadan bir ses çıkıyordu. Kimisi içinin kitap dolu olduğunu söylüyor, kimisi de sonunda okula getirdiğimiz topları koyacak bir yerimiz olacağı için seviniyordu. Sınıfımızın yaramazı olan Ahmet de her zamanki gibi iş başındaydı.
Ahmet: “Arkadaşlar, ben şu kocaman dolabın içine girip öğretmeni korkutayım. Zaten çok da büyük bir dolapmış.” dedi. Dolaba girdi. Aradan epey zaman geçti, ama Ahmet ortada yoktu.
Nil: “Öğretmenim, Ahmet sizi korkutmak için şu dolabın içine girdi, ama bir türlü çıkmadı. Ben de en iyisi dolaba girip onu çıkarayım. ”dedi.
Nil de dolaba girdi. Beş-on dakika boyunca bekledik, ama ikisi de geri dönmedi.
Sırasıyla Elif, Defne, Lara, Kaan, Berk, Emir, Ada, Buse, Can Selin, Ali, Ege, Emre ve Deniz de girdi. Ama hiçbiri dışarı çıkmıyordu. Son kişi olarak, biraz merak, biraz da korkuyla, ben de dolaba girdim. İçerisi çok karanlıktı. Göz gözü görmüyordu. Sonra “Suzaaaaaan” diye bir fısıltı, hırıltı gibi bir ses geldi. Omuzumda soğuk bir el hissettim. Bu kesinlikle bir mumya eli olmalıydı.
Sonra o soğuk el “pat pat pat” omzuma vurunca “Aayyyy!” diye haykırarak gözlerimi açtım, meğer ben film izlerken uyuyakalmışım. O soğuk el de Defne’nin eliymiş. Öğretmenimiz de benim uyuduğumu anlamış. Ama anlamamazlıktan gelmiş, uzaktan gülümseyerek beni izliyormuş! Ben bağırarak uyanınca arkadaşlarım da gülmeye başladılar. Ahmet kulağıma eğilerek “Film sıkıcı olsa bile Sinema Kulübü hep eğlenceli oluyor,” dedi. Biraz utansam da, ben de gülmeye başladım.
Sonra filmin devamını izledik. Tabii ben başını kaçırdığım için pek bir şey anlamadım. Film bittiğinde zil çaldı. Arkadaşlarım kendi sınıflarına giderken hâlâ beni anlatıp gülüyorlardı.

SON

BİR ORMAN GEZİSİ

         Bir orman gezisine çıkacaktık. Müjgân Öğretmen: “ Ben gelmeden önce sıraya girmiş olun.” demişti. Hemen sıraya geçtik. Okulun servisiyle gideceğimiz için çok heyecanlıydım. Herkes binince servis hareket etti.
Herkes telefonuyla oynuyordu, telefonlarımızı almıştık, çünkü Müjgân Öğretmen “Ormanda fotoğraf çekebilirsiniz.” demişti. Ben de yanımda telefonumu götürüyordum ama şarjı bitmesin diye oynamıyordum. Ormana hayvanları incelemeye gidiyorduk ama biz yanımıza yiyecek de almıştık. Çünkü sabahtan akşama kadar orada kalacaktık.
Servis beş on dakika sonra durdu. Ormana çabucak gelmiştik. Herkes farklı yönlere dağıldı.  Bazıları yiyeceklerini yerken, bazıları da ormanda koşuşturmaya başladı ya da kendi kendilerine “selfie” çekmeye başladılar. Müjgân Öğretmen piknik sofrasını kuruyordu. Ben ve iki üç kişi daha Müjgân Öğretmen’e yardıma gittik.
Müjgân Öğretmen: “Gelin çocuklar, piknik yapıktan sonra ormanda gezerek hayvanlara bakarız. Ondan sonra da canlıların sınıflandırmasının nasıl yapıldığını anlatırım. Herkes yanına not defteri aldı, değil mi?” diye sorunca hepimiz : “Evet!” diye bağırdık.
Yemekten sonra ormanı gezmeye başladık. Bir yandan öğretmenimizin açıklamalarını dinlerken Naz kulağıma, “Suzan, ileride ağacın altında bir karaltı var, vahşi bir hayvana benziyor.” diye fısıldadı. Hemen o tarafa doğru yaklaştık. Yerde yaralanmış bir kuş yatıyordu. Naz “Zavallıcık, yardım etmezsek ölecek, ne yapsak acaba?” diye sordu. Ben çantamdan annemin acil durumlar için koyduğu kolonya ve sargı bezini çıkardım ama galiba kanadı kırılmıştı. “Annem bana yara bakımını öğretmişti ama kırık bir kanada ne yapılır hiç bahsetmedi.” dedim. Naz da “Muhtemelen senin kanadın olmadığı için gerek duymamıştır.” diye her zamanki saçma yorumlarından birini yapıverdi. Ben “Şakanın sırası değil, bu kuşu bir veterinere götürmeliyiz.” dedim. Bir yandan da sınıf gittikçe bizden uzaklaşıyordu. Naz: “Hemen arkadaşlarımıza yetişmeliyiz.” dedi ve koşmaya başladık ama onlar çok uzaklaşmışlardı. Yetişemiyorduk. Naz “Nasılsa aynı yere geri gelecekler.” dedi. “Bu nedenle biz onları bulabiliriz.”
Kuşa gelince, galiba kuşun kanadının üstüne bir kaya düşmüştü ve tam kendini kurtaracakken kanadı yaralanmıştı. Hemen bir parça sargı beziyle kuşun kanadını güzelce sardım. Kuşu elime almak için elimi uzattım, kuş da ayaklarıyla hop diye çıkıverdi. Zavallıcık, hem çok korkuyordu, hem de sanki ona yardım etmemizi istiyordu.
Naz: “Bak, şu patikadan gidersek ileride evler var, belki orada kuşa yardım edecek birisini bulabiliriz.” dedi. Yarım saat kadar yürüdük. Şirin bir köy evine ulaştık. Ben “Hansel ve Gretel’deki cadının evine benziyor ama şekerden değil.” diye söylendim.
Kapıyı çaldık, yaşlıca bir teyze açtı. “Siz Suzan ve Naz olmalısınız, nerelerdeydiniz, nerede kaldınız bunca zaman?” diye sorunca ben de, Naz da korktuk. Bu teyze adlarımızı nereden biliyordu? Bir cadı mıydı, yoksa? Naz yine de şakacılığı bırakmayarak kulağıma “Haaanseel, Greeteeel…” diye beni daha da korkutmak için şarkı söylemeye başladı. Ben tam teyzeye bizim adlarımızı nereden bildiğini soracakken odanın kapısından Müjgân Öğretmen ve arkadaşlarımızı gördüm. Meğer onlar da biz ortadan kaybolunca bizi aramaya koyulmuşlar, hepsi telefonlarımızı arıyorlarmış ama benim telefonum da Naz’ın telefonu da sessizde olduğu için duymamışız. Bu evi görünce bizi sormak için kapıyı çalmışlar, yaşlı teyze de onları içeri davet edip mis gibi ayranından ikram etmiş.
Müjgân Öğretmen bizi görünce sevinçle, biraz da kızgınca: “Neredeydiniz çocuklar?” diye sordu.
Biz de: “Bu kuş yaralanmıştı öğretmenim, ona yardım ederken sizi kaçırdık ama tekrar geri döneceğinizi biliyorduk, bu nedenle patikayı takip ettik ve bu evi gördük. Belki yardım edecek birisi vardır diye düşünüp kapıyı çaldık.” dedik.
Müjgân Öğretmen: “Tamam, aslında biz de bu kuşu inceleyerek şimdi deney yapabiliriz. Aferin size, bu kuşu kurtarmışsınız ama aynı zamanda da kaybolabilirdiniz. Kendinizi tehlikeye atmamalıydınız.” dedi.
Ben mahcup bir şekilde: “ Öğretmenim, aslında biz beş on dakika bekledik ama siz dersi anlatmak için geri dönmediğinizden, biz de patikayı takip ettik. Özür dilerim.” dedim.
Naz: “ Ben de özür dilerim öğretmenim.” dedi.
Sonra kuşu inceledik, öğretmenimiz önce kuşun kanadını güzelce sardı, sonra bize dersi anlattı. Dönüş yolunda minik kuşu bir veterinere teslim ettik. En sonunda da servise binip okula gittik ve bir macera dolu günü daha geride bıraktık.

SON