6 Aralık 2017 Çarşamba

HAVUZ MACERASI


         Bir gün kuzenim Burak ile ben havuzumuzda dalış antremanı yapıyorduk.
Bir baktım Burak beni,
-      Meliiiis
diye çağırıyor.

Hemen yanına gittim. Havuzun altındaki üç düğmeyi gösteriyordu. Hepsine karışık bir sırayla birkaç kez bastık ve ardından havuzun sularıyla birlikte büyük bir aqua parka açıldı. Çok şık beş yıldızlı bir oteldi. Biz de fırsatı değerlendirerek otelde kaldık. Zaten istediğimiz zaman aqua parktaki düğmeye basarak bir tüpün içinden ışınlanabiliriz.
Birkaç gün o otelde kaldıktan sonra evimize ışınlandık.  Tekrar gidebilir miyiz diye kontrol etmek için tekrar karışık bir sırayla düğmelere bastık.
Tekrar havuzun suyuyla beraber bir yere açıldık. Bir baktık bir deniz ve denizin kıyılarında bir iskele var. Hemen iskelenin orada bir düğme olup olmadığını kontrol ettik. Bir tane kırmızı düğme vardı. Bu nedenle biraz denizde oynadıktan sonra düğmeye basarak ışınlandık.
Daha sonra benim aklıma bir fikir geldi. Bence ilk bastığımız düğme hangisiyse, o düğmenin açıldığı yere ışınlanıyorduk. Bu nedenle son düğme olan üçüncü düğmeye bastım ve bir göle açıldık.
Etrafında ördekler vardı. Bir ördek alıp kırmızı düğmeye basarak eve ışınlandık. Artık bir ördeğimiz olmuştu. Evde ördekle oyun oynadık. Zaten istediğimiz zaman otele, denize ve göle gidebilirdik. Bu nedenle gidip ördeği arkadaşlarının yanına bıraktık. Ama bundan kimseye bahsetmedik.


JJ MUTLU S0N JJ

DOĞUM GÜNÜ SÜRPRİZİ

 

         Günlerden bir gün Cansu’nun doğum günü için bir sürpriz hazırlamak istedim. Bu arada ben annesi Filiz. Hemen arkadaşlarımı aradım. Doğum günü için bir alışveriş listesi gerekiyordu. Çabucak alışverişi yaptım.
O arada da arkadaşlarım gelmişti. Doğum günü yarındı. Hemen balonları hazırladılar. Cansu’yu uyandırmamak için sessizce hazırlandık.
Pastası on katlı içi çikolata parçacıklı ve dışında şekerden yapılmış güllerle süslenmişti.
Cansu uyanmıştı. Hemen kırmızı dar kesimli parlak taşlı balık model elbisesini giydi. Saçını içine büyük simit koyup topuz yaptı ve içinden bir tutam saç sarkıtıp maşayla kıvır kıvır yapıp, topuzunu kırmızı parlak taşlı tokalar ile tutturdu. Çok güzel görünüyordu. Kırmızı ruj, far ve allık sürmüştü. Tabii altına da parlak pudra sürmüştü. Gözlerinin yanına ve saçlarına sim dökmüştü. Muhteşem görünüyordu. Kulağına uzun sallanan iki pırlantalı küpe takmıştı. Koluna elmaslardan yapılmış güzel bir bilezik, parmağına tek taş yüzük ve boynuna da bir pırlanta kolye takmıştı. Son olarak da kırmızı topuklu ayakkabılarını giymişti.
Bütün arkadaşları gelmişti. Ben de misafirlerle ilgileniyordum. Çok güzel ve havalı bir giriş yaptı. Herkes ona bakıyordu. O giriş yaparken havai fişekler ve ortada kendi resmi vardı. Her zaman böyle şeylere filmlerde olur o derler. Ama bu gerçekti. Bir kenarda tuzlu ve tatlılar, bir kenarda fıskiyeler ve pasta ve diğer kenarda da davetliler ve kokteyl masaları duruyordu.
İçeri girerken çok heyecanlıydı. Gözleri dolmuştu. Gelip boynuma sarılmıştı. Ben de çok duygulanmıştım ve otoparka bakmasını istedim. Ona doğum günü hediyesi olarak pembe bir spor araba aldım. Hemen yanına koşup içine baktı. Çok beğenmişti. Evin etrafında bir tur attıktan sonra yanıma gelip teşekkür etti.  Çok eğlenceli bir akşam geçirmiştik.



MUTLU S0N

KAYAK MACERASI


         Orhan ve kız kardeşi İrem bu kış çok kar yağdığı için kayak tatiline gitmeye karar verdiler. Orhan hemen kuzeni Derya’yı aradı. Derya da hızlıca bavulunu topladı.
         Öbür gün uçak ile Kayseri’ye gittiler. Erciyes dağının yakınlarındaki bir otelde kalacaklardı ama otobüs yanlış bir yola saptı. Bizimkiler hemen yanlış yöne gittiğini söylediler. Şoför de navigasyonun böyle gösterdiğini ve başka kişileri de önceden yanlış otele götürdüğünü söyleyince Derya’nın aklına bir fikir geldi,
-      Biz otelimize kayakla gidelim o zaman.
dedi. 
Hemen kayak ayakkabılarını giyip, kayaklarını taktılar. Hep beraber kayarak otele gittiler. Zaten bu onlar için bir macera oldu.
Otele vardıklarında önce bir şeyler yediler. Daha sonra en zor pistte muhteşem hareketler yaparak kaydılar. Herkes onları hayranlıkla izledi. Yaklaşık bir hafta sonra evlerine gittiler. Çok eğlenceli vakit geçirmişlerdi. Artık her sene en az bir haftalığına gitmeye karar verdiler.


MUTLU S0N

İKİ ÖLÜMCÜL GÜN

BÖLÜM 1


         Bir anda, ben uyurken “Mert” diye bir ses duydum. Beni çağırıyorlardı. Hemen yanlarına gittim.
         Arkadaşım Ahmet: “Beşiktaş-Trabzonspor maçını kaçıracağız. Acele et.” dedi.
         Ben koşarak,
-      Limon kolonyamı sıkıp geliyorum!

Hızla arabaya bindik.
Yoldan geçerken, Batuhan fısıldayarak,
-      Mahallenin şu en güzel kızı Elif var ya, onu da alacağız. Bizim Ali, Elif’ten hoşlanıyor. Elif’in de gelmesini istedi.
-      Batuhan ciddi misin sen? Hangi kız futbol maçını sever ki! Elif gitsin makyaj yapsın.
-      Bu arada Elif Trabzonspor’u tutuyor. Sakın sinirlenme Mert!
-      Nasıl olur! Benim fikrim; benim arabama binen herkes Beşiktaş’ı tutmalı!

Batuhan; Ahmet, Ali, Mehmet, Can ve Cengiz’e fısıldayarak:
-      Arkadaşlar Mert her zamanki gibi gözünü kırpmaya başladı. Belli ki benim Elif’in Trabzonspor’u tutuğunu söylediğim için sinirleniyor.

Daha sonra arabayla Elif’in önüne geldiler. Elif arabaya binerken arkadan koşarak gelen bir köpek sürü havlayarak yaklaşıyordu.
Mert: “Aaaa! Köpekler yaklaşıyor!!!” dedi.
Arkadaşları;
-      Mert korkma!
-      Mert tamam bir şey yok!
-      Mert sen gel benim yanıma!
diyerek teselli ediyorlardı.


Neyse ki köpekler gelmeden Elif’i alıp gittiler.
Gittiklerinde futbol maçı başlamıştı ve Mert çok çabuk öfkelendiği için,

-      Offf! Elif’i gittiğimiz için ön sıraları kapmışlar, şimdi hem kaç gol attıklarını öğrenemeyiz, hem de  ben bu kısacık boyumla, bu kocaman on beş, on altı yaşındaki uzun boylu ağabeylerden nasıl göreceğim?! L
Cengiz: “ Boş ver Mert, şuradan yükseltici alırız.” dedi.
Mert: “Mantıklı.” dedi.
Elif maç boyunca bizi sinir etmişti, bir dakika içerisinde tam yüz yirmi yedi sözcük söylüyordu. Aynı zamanda da çok saçma şeyler soruyordu.
Örnek vereyim,
-      Maçtan sonra yemek yiyelim mi?
-      Beraber ders çalışalım mı?
-      Çarşamba günü “Fenerbahçe-Galatasaray” maçına gidelim mi?
-      Cumartesi günü yarı final maçına yani “Chelsea-Barcelona” maçına gidelim, olur mu?
-      Ojelerimin rengi güzel mi, bu maç için özel olarak rengârenk boyadım?
-      Bir de maçtan sonra topuz mu yaptırayım yoksa fön mü çektirsem?
Neyse maç bittikten sonra Elif’i kırmayıp yemek yedik ama Ali’ye gizlice Elif’in sinirimizi bozduğunu söyledim.
Ali de bu lafın üstüne,
-      Elif’ten hoşlanıyordum, ta ki bugüne kadar. Artık hiçbir kızı maça götürmeyeceğim. “Bir de maçtan sonra topuz mu yaptırayım yoksa fön mü çektirsem?” ne demek? Dalga mı geçiyor bu kız bizimle?
Ben de: “Haklısın kardeşim zaten ben tahmin etmiştim kızların makyaj yapmayı sevdiğini.” dedim.
Ali: “ Sana güveniyorum artık yani önceden de güveniyordum ama kızlar konusunda sana her zaman danışacağım.” dedi.


 BÖLÜM 2

         Daha sonra herkes evine gitti. Yarın pazartesi! Garfield’ın dediği gibi pazartesilerinden nefret ederim. Hemen sınav tarihleri listesini çıkardım.
Pazartesi
Fen
Sosyal
Matematik
Türkçe
İspanyolca
Müzik
Bilişim(Bilgisayar)

Abartmışlar, on iki yaşındaki bir çocuk nasıl yedi tane sınava girsin?! Neyse ki son iki ders resim. Resim dersleri keyifli oluyor.
Neyse çalışmaya başlayayım…
Mert çalışırken Mert’in arkadaşları İsviçre’den gelen bir çocuk ile tanıştılar. Türk olduğu için adı Arda idi. Türkçesi biraz zayıf ama yine de söylenenleri kısmen anlıyordu.
Can, Mert’i tanıttı,
-      Ela gözlü, çevik, sevecen, kısa boylu, kumral saçlı, dürüst, sözüne güvenilen, çabuk öfkelenen ve çalışkan biridir.

Mert çalışmaktan bıkmıştı.

Mert: “Dürüst olmak gerekirse çalışkanım ama futbolsuz bir yaşam düşünemiyorum. Bu nedenle yuvarlak lan her nesneye tekme atıyorum. Hatta küçükken yanlışlıkla yuvarlak bir nesneye tekme attığımda cam bir vazoyu kırmıştım. Tabii dürüst bir çocuk olduğum için anneme gidip söyledim. Ve özür diledim.” diye aklından geçirdi. 

Daha sonra oturup bütün sınavı olan derslere çalıştı.

Sabah kalktığımda her zamanki gibi okula gittim.
Arkadaşlarım;
-      Sınav manyağı olacağız.
-      Bugün yedi tane sınav var.
gibi laflar söylediler.
Ali de: “ Sınav günü her zamanki gibi her kıyafetin içine giydiğin Beşiktaş formasını giydin mi?” dedi.
Ben de: “Ali, ben klasiğim. Her kıyafetimin içine Beşiktaş formasını giydiğimi ve bunun uğur getireceğini düşündüğümü biliyorsun.” dedim.
Sabah ilk beş derste beş sınavımızı bitirdik. Bu öğle teneffüsü en uzun teneffüsümüz! Bugün koro var ve koroya seçilmemin nedeni gür sesli olmam ve gür sesli olma antremanımı futbol maçlarındaki bağırış çağırışlar sırasında yapıyorum. Daha sonra öğle teneffüsü bitti ve son iki sınavı da bitirdik.
Son iki ders  RESİİİİİM!!!
Artık rahatlayıcı iki ders geliyor diye düşünürken…
Arkadaşlarım: “RESİİİİM SIIIIINAAAVIIIIIII!!!” diye bağırana kadar!!!

ÖLÜMCÜL

                SINAVLAR

PARALEL EVRENDE BEN


         Bir gün ben bir ışın makinesi icat ettim. Bu arada adım Demet. Ben ışın makinesi ile Londra’ya tatile gidecektim ama yanlışlıkla paralel evrene ışınlandım.
Ben önce farkına varamadım, çünkü yine ofisimde ışın makinesinin önündeydim ama ofisim daha büyüktü. Ben de en iyisi arkadaşlarımı ziyaret edeyim diye düşündüm. Birden lisedeki sınıf arkadaşlarımla yakın bir semtte cafede buluşacakları aklıma geldi.
Ben de oraya gittim ama herkes farkı dillerde konuşuyordu. Rusça, Japonca, Fince, Çince, İngilizce, İspanyolca... Arkadaşlarım da farklı dillerde konuşuyordu. Ben de anneme sormak için eve gittim. Annem de Fransızca konuşuyordu.
Ben de anladım. Sabah her şey aynıydı. Demek ki sorun ışın makinesindeydi. Hemen gidip sorunu çözdüm. Tekrar ofisime ışınlandım. Her şey normale dönmüştü.
Ben de Londra’ya tatile gittim. Londra’da düşününce paralel evrene ışınlandığımı fark ettim. Macera yaşadıktan sonra tatil de eğlenceli ve dinlendirici olmuştu.



S0N

ÜÇ KUZİLER

Bölüm 1: Pastane Açma Heyecanı


       Bir gün, Pınar ile kuzenleri Onur ve Selin bir pastane açmak için evlerinin önüne bir limonata standı kurdular. Geçen bütün insanlar çok susadıkları için bir limonata alıp beş lira verip gidiyorlardı. Tabii bizimkiler de çok para kazandıkları için bir hafta boyunca standı açık tuttular.
Biraz para kazandıktan sonra satılık dükkânlara bakmaya başlattılar. Güzel bir tane dükkân bulduklarında gidip annelerine haber verdiler. Anneleri de bu fikri çok beğendi. Çocukların harçlıklarını birleştirip o dükkânı almaları çok hoşlarına gitti.
Bir sonraki gün çocuklar aldıkları dükkânı temizleyip süslediler. O sırada kapı açıldı.
Kapıda Kayserili kuzenleri Kemal’i görünce çok sevindiler.
         Kemal: “Size yardım etmeye geldim.” dedi.
         Onlar da hemen birkaç tane pasta yapması için gerekli malzemeleri ve araçları verip, kendi işlerinin başına döndüler. Hızlıca ortalığı temizleyip, balonları şişirdiler, kapıya asıp, camları temizledikten sonra süslediler. Çok güzel bir açılış partisi yapacaklardı. Bu nedenle Kayserili kuzenleri Kemal’e yardım edip çok lezzetli pasta ve çörekler yaptılar. Biraz kendi soğuk çay tariflerinden yapıp; birazını içip, birazını da annelerine verdiler.
         Akşam çok fazla müşteri geldi. Herkes ucuz olduğu için buraya geliyordu. Küçük bir kız da doğum gününü kutlamak için açılışını yapmakta olan bu mekânı istediği için burayı seçmişti. O akşam çok fazla para kazandılar. Çok eğlenceli bir akşam geçirdiler. Artık harçlıkları dükkânın kazancından geldiği için normal harçlıklarından daha fazla olmuştu. O harçlıklarla güzel şeyler alıyorlardı. J
Bölüm 2: Zaman Makinesi
·        Dinozorlar Çağı
       Bizim Pınar bir zaman makinesi yapınca diğerlerine de haber verdi. Diğerleri de koşa koşa geldi. Hemen denediler. Pınar dinozorların zamanına gitmeyi düşündü. Diğerleri de kabul etti. 
         Dinozorlar çağında bir sürü farklı dinozor gördüler. Ta ki bir t-rex et kokusu alana kadar. Hemen bütün etçil dinozorlar onları kovalamaya başladı. Aynı zamanda da dinozorlar birbirleri arasında yarışıyorlardı. Pınar hemen süper kaykayını alıp kuzenlerini kurtardı.
         Hızlıca zaman makinesine bindikten sonra evlerine döndüler. Hiçbiri bir daha dinozor dergileri almadı çünkü çok korktular. Artık dinozorları da sevmiyorlardı zaten. L
·        Gelecekteki Kuziler
         Bir gün Pınar: “ Ben otuz yaşımda nasıl göründüğümü ve neler yaptığımı görmek istiyorum.” dedi. Diğerleri de hemen yanına gittiler.
         Pınar’ın otuz yaşındaki hâli ve diğerlerinin de yetişkin olduklarında nasıl göründüklerini bulmak için gezinirken Pınar büyük bir şirketin başında oturmuş çalışıyor, diğerleri de toplantıda bir konu hakkında ne yapacaklarını tartışıyorlardı. Hepsi çok güzel ve yakışıklı olmuştu.
         Aileleri merak etmesin diye hemen geri döndüler. Akşam yemeği yedikten sonra uyudular. J

Bölüm 3: Alışveriş Merkezi

       Pınarlar bugün bowling oynamaya gidecekti ve gittiler. Pınar birinci, Kemal ikinci, Selin üçüncü, Onur da sonuncu olmuştu. Tam evlerine oyun oynamaya gittiklerini zannederken anneleri bowling oynanan oyun alanın karşısındaki mağazanın indirimini görünce hemen içeri girdiler. Bu onlar için kötü haberdi, çünkü en pahalı mağazada bile indirim varsa indirim sezonuna girdikleri anlaşılırdı ve bunun için bütün alışveriş merkezini sabahtan akşama kadar gezmeleri gerekirdi. 
         Bu nedenle bir plan yapmaları gerekiyordu. Hemen düşündüler. Pınar’ın aklına bir fikir geldi.
Hemen: “ Arkadaşlar, toplanın.” dedi.
         Planı çok dahiceydi: Önce annelerini “Aaanneee! Şurada indirim burada indirim var” diyerek bütün mağazayı koşturarak yarım saat içerisinde gezip bitirmelerini sağlayacaktı. Böylece hemen eve gideceklerdi ve bir daha hiç mağaza gezmek istemeyeceklerdi.
         Hemen bunu uyguladılar ama anneleri yorulacağına kendileri yoruldu.
Pınar: “En azından yarım saatte gezmeyi bitirdik değil mi?” diyerek kendini bu durumdan kurtarmaya çalışırken annesi,
-      “Burada indirim vaaar!!!” diye çığlık atarak onları çağırdı.
         Annesi öyle deyince bütün kuzenleri kızgın bir ses tonu ile: “Gezmeyi bitirdik değil mi!!!” diyerek hızlı hızlı gittiler.

NE YAZIK Kİ MUTSUZ S0N L

İşte Öğrencilik-Teknoloji ile Başa Çıkılmaz

Teknoloji ile Başa Çıkılmaz
                Artık bu nesilde ders çalışmak daha da zor bir hâle geldi. Çünkü teknoloji var. Sürekli telefon elimizde ya da bilgisayar başında oturuyoruz. Mesela benim şu anda bilgisayar başında olmam gibi…
Telefon elimizde olmasa bile yakınımıza koyuyoruz ve mutlaka arkadaşlarımızla mesajlaşıyoruz. En azından ödevler soruluyor ve biz de hemen ne hakkında sohbet ediyorlar diye merakımızdan bakıyoruz. Bu nedenle çalıştığımız dersten kopuyoruz ve tekrardan konsantre olmaya çalışıyoruz. Bu da bizim ders çalışmamızı etkiliyor. Bu yüzden kendimize bir sınır koymalıyız. Örneğin şu saatler arasında ders çalışacağım, o arada mesajlarıma bakabilirim ama gereksizse daha sonradan bakarım demeliyiz.
Bir başka sorun ise telefonla oynadığımızda kendimizi kaptırmamız ve saatlerce farkında olmadan, durmaksızın oynamamız. Bu nedenle televizyon izlerken istersem telefonla oynarım, ders çalışırken telefonla oynamamalıyım diye kendimizi şartlandırmalıyız. Yoksa dediğim gibi. Teknoloji ile başa çıkılmaz.
Diğer bir sorun ise bazı youtuberları ya da bazı youtube kanallarını takip etmemiz. Takip etmesek bile birkaç tane video izleyeyim kafam dağılsın diyoruz, sonra saate bir bakıyoruz aradan üç buçuk-dört saat geçmiş. Bu yüzden gene şu saatte başından kalkacağım ve yaptığım işe geri döneceğim demeliyiz. Eğer başından kalkmazsak, başımız dertte demektir. 
Başka bir sıkıntı ise kendimizi kısa bir süre ile kısıtlandırıp, daha sonradan beşer, onar ya da on beşer dakikalar hâlinde sürekli uzatmamız. Bu benim başıma çok gelmiştir. Ama en sonunda sıkılıp mutlaka yaptığım ödeve geri dönmüşümdür. Bu yüzden kendimize aşırı kısa süreler vermemeliyiz en azından bir yarım saat-kırk beş dakika dinlenmeliyiz. Bu da bizim için gerekli.

Uzun lafın kısası teknoloji dinlenmek için iyi olsa bile, bazen bütün günümüzü tüketir. Kendimize normal kısıtlamalar koyarak dinlenilmeli, sonra dersimizi çalışmalıyız. BİZ ÖĞRENCİLERİN İŞİ ZOR. TEKNOLOJİ ile BAŞA ÇIKILMAZ!