5 Ağustos 2015 Çarşamba

TEKNO

 İnsan, önce ateşi buldu. Ateş onu ısıttı ve soğuktan korudu. Ateşle karanlık gecelerini aydınlattı. Resim yapmasını öğrendi insanoğlu. Hayallerini resim olarak çizdi. Sonra yazıyı buldu. Taşlara yazılar yazdı. Basit yazılardı bunlar. Ne biliyorsa, ne gördüyse onu yazdı. Doğayı keşfetti, keşfetiklerini yazdı, çizdi. Yazacak çok şeyi olunca kâğıdı icat etti, sonra matbaayı. 
Bir zaman geldi uçmayı denedi insanoğlu. Uçtu da. Kanatlandı,  kanatlandı,  kanatlandı... Kuşlar gibi. Kuşlardan öte birşeydi bu. Uzayı keşfetti, uzaya uçtu. Füzeler gönderildi uzaya. Yeni dünyalar, yeni gezegenler bulmak için. 
Sonra daha fazla bilgiler buldular. Zamanla teknoloji gelişti.  
YILLAR SONRA … 
Gelecekte bir robot kız yaparlar. Adı: Tekno. Küçük robot kız zamanla arkadaşlar edinir. Sohbet eder, oyun oynar, kısaca eğlenir. Birgün büyük bir hortum çıkar. Herkes bağırır. Tekno çok gelişmiş bir robot olsa bile hortuma kapılır. Ama o hortum özel bir hortummuş. Tekno insanların ateşi bulduğu zamana geldi. Sırasıyla resim yapmayı öğrendikleri zamana, yazı yapmayı öğrendikleri zamana, doğayı keşfettikleri zamana, kâğıdı ve matbaayı icat ettikleri yılları gördü ve en sonunda bizim zamana yani 2015'e geldi. Herkes onun erafına toplandı.  
Birisi: " Adın ne? " diye sordu. 
Tekno: "Benim adım Tekno. " dedi. 
Protestocular: " Kimsin, nesin, niye geldin? " diye protesto etmeye başladılar. 
Tekno: " Ben bir robotum ve bir hortuma kapıldım. Gelmemin bir sebebi yok ve buralar çok yeni... 
Tekno'nun lafını birisi bölerek: " Sen geçmişten mi yoksa gelecekten mi geldin? " diye sordu. 
Tekno panikle: " Hangi yıldayız? " diye sordu.  
Bir adam: " 2015 yılındayız. " dedi.  
Tekno: " Ben 3998 yılından geliyorum. " dedi. 
Herkes: " Hooooooooooortuuuuuuuuuum! " dedi. 
Tekno: " Ooooooooolaaamaaaaaaaz! " diye bağırdı. Sonra paat diye yere düştü.  
Herkes: " Tekno geri döndün! " dedi. Tekno olayları herkese anlattı. Ondan sonra hoooooooooop diye uyandı, meğerse hepsi rüyaymış.
Annesi: " Rojin hadi gel kahvaltı hazır. "dedi. Rojin kahvaltısını yaptıktan sonra hazırlandı. Okula gitti. Herkese rüyasını anlattı. Derslerini çalıştı. Eve geldi ödevlerini yaptı. Ödevi hikâye yazmaktı. Rojin hemen rüyasını yazdı. Çünkü rüyası masal gibiydi. Öğretmen en güzel yazana sürpriz hediye vereceğini söyledi. Sabah olduğunda okula gidince öğretmen herkesin hikâyesini topladı. Öğle yemeğinden sonra öğretmen kazananın Rojin olduğunu söyledi. Sürpriz hediye hikâye yazıp, basım evine gönderip, basmakmış. Rojin hikâyeler yazmış, basılmış ve çok ünlü olmuş. 
Müjgân öğretmen: " Okuduğunuz hikâyede neler öğrediniz? " diye sordu.  
Duru: " Geçmişi öğrendik. Sonra rüya olduğunu öğrendik. Rojin  hikâyeler yazıyor, basım evine gönderiyor. Bence çok güzel bir hikâye olmuş.  
Müjgân öğretmen: " Rojin, bu hikâyede neden Tekno ve kendi ismini yani Rojin ismini kullandın? " diye sordu.  
Rojin: " Öğretmenim,ben teknoloji hızla gelişti, yıllar sonra gibi sözler kullandığım için teknolojideki " tekno " ismini kullandım. Bir de Rojin kendi ismim, en basit isim insanın kendi ismidir." dedim. 
Müjgân öğretmen: " Evet haklısın RojinRojin'i alkışlayalım. Çok güzel yazmış. " dedi. 
Herkes  Rojin'i alkışladı. Rojin'de çok mutlu oldu. Yani ben de çok mutlu oldum. 
S0N 


8. KITA'NIN MACERASI

 Günlerden birgün Cem adındaki bir çocuk fen dersine girmiş. Cem fen dersini çok severmiş ama matematiği hiç sevmezmiş, çünkü Cem fende çok iyiymiş ama matematikte kötüymüş. Türkçe dersini umursamazmış. Türkçe dersinde 3. Ünite Tutumluluk ve Savurganlık adlı bir konu işliyorlarmış. Cem çok savurganmış. Annesi bu nedenle oyuncakçıya girmesini istemezmiş. Çünkü bütün oyuncakları istermiş. Diş fırçasının üstüne diş macununu koymadan çeşmeyi açıyormuş. 
  Birgün öğretmenleri: "Dünya şeklinde ışıklı bir küre alın, aynı zamanda da en pahalısını almayın, tutumlu olun. Hem Türkçe'de  hem de fende kullanacağız." dedi. Türkçe öğretmenleri aynı zamanda da fen öğretmenleriydi. Türkçede terimlerle ilgili, sınıfta coğrafya terimlerini öğreneceklermiş. Cem annesine anlatmış ve almaya gitmişler. Cem bir tane küreyi çok beğenmiş. Ama  o küre sekizinci kıtaya aitmiş. Cem annesine göstermiş. 
  Annesi de beğenmiş: " Hadi alalım ," demişSatıcılar elbette para kazanmak için "50 lira" demişler. Ama onlar da nereden gelmiş, neden burada, bilmiyorlarmış. Ama patronlarına sorsaydılar belki bilebilirdi. 
  Bir gece Cem bir yerden "Nerede bu küre, arıyoruz, arıyoruz,  bulamıyoruz."diye bir ses duymuş. (Cem kitap okumayı da sevmezmiş. Bu nedenle kürenin ışıkları yanmıyormuş. Test de çözmüyormuş. Tasarruflu ya da tutumlu da değilmiş. Cem son bir iki gündür kitap okumaya başlamış. Otuz sayfalık, yazıları çok büyük, anaokuluna yeni başlayanların hızında okuyormuş. Ama Cem dördüncü sınıfa gidiyormuş. İlk başta rüya gördüm herhalde demiş, uyumaya devam etmiş.  
 Sabah olunca annesi : " Bugün anneannende kalacaksın, çünkü benim kongrem var. Kuzenlerin de gelecek ,birlikte oyun oynarsınız. " demiş. Cem hemen giyinmiş anneannelerinde kahvaltı edeceklerini tahmin etmişti.                                                                                                                                                                 
Annesi : " Çantanı topla evladım. " demiş. Cem yeni aldığı ışıklı küresini hemen çantasına koymuş. Bir tane kitap, üç sevdiği ve rahat edebileceği giysi koymuş.                                                                                      
Cem annesine : " Ben hazırım. " demiş.                                                                                                                     
 Annesi : " Emin misin ? " diye sormuş. Cem'in aklına dişlerini fırçalamadığı aklına gelmişti. Elbette bildiğiniz gibi suyu tasarruflu kullanmamıştı.  
 Çantasından " Haaaaaaaaaaayııııııııııııııroooooooooolaaaaaaaaaaaamaaaaaaaaz! " diye sesler geldi.
 Cem " Bu akşam duyduğum sese benziyor. " diye mırıldandı.                                                                        
 Annesi :" Birşey mi oldu Cem ? " diye sormuştu.                                                                                                    
 Cem " Yok birşey" demiş. Dişlerini fırçaladıktan sonra arabaya bindiler. Anneannelerine varınca Cem'in çantasından" Yaşasın" diye bir ses geldi.                                                                                                                   
Annesi  : " Mutlusun herhalde . " dedi.                                                                                                                
 Cem de : " Evet , heyecanlıyım. " diye mırıldanmak zorunda kalmış. Kuzenlerini anneannesi ve dedesi Cem'i karşılamış. Cem sevinmiş. Cem annesini yolculadıktan sonra hemen masaya oturup, başlamışlar kahvaltıya. Kahvaltı bittikten sonra bir odaya geçip oyun oynamışlar. Öğlen misafirler gelmiş, o zamana kadar Cem kuzenlerine sürekli konuşan birşey olduğunu anlattı. Küreden sesler geldiğini tespit ettiler. Küreye bir baktılar, bir de ne görsünler bu kürede sekiz tane kıtanın olduğunu fark ettiler. İnsancıklar da üzerinde geziyormuş.                                                                                                                                                    
 Birden bire iki çocuk çıkıverdi: ( Çocuklar onlarla aşağı yukarı aynı boydalar. ) "Biz sekizinci kıta yani Tasarrufya'dan geliyoruz. " dedi kız yani sarışın kız. "Benim adım Tutumluluk bu da kardeşim Şikâyet. Cem : " Şikâyet mi ? " dedi.                                                                                                                                          
 Tutumluluk : " İkimizin de adları takma, ben çok tutumluyum, aynı zamanda da  insanlara öğretirim. Kardeşim sürekli ülkemizin bir yeri kararıyor (rengi kayboluyor.) diye üzülüyor, üzülünce de bağırıyor. Kardeşimin adı Mehmet, benim adım ise Ayşe. Hadi gelin, bize lütfen yardım edin. " sarışın kız.                  
  Cem ve kuzenleri : " Tamam. " dediler.                                                                                                                     
  Cem : " Benim adım Cem, şu Ahmet diğeri ise Mehmet, adaşsınız. " dedi.                                                           
" Hiç kimse tasarruf yapmıyor, bu nedenle ülkemiz kararıyor. " dedi Ayşe.                                                     
  İsraf yoluna girdiler, Cem de utandı. Daha sonra tutumluluk yoluna girdiler, yeni bilgiler öğrendiler. En sonunda tasarruf sınavından geçtiler. Karşılarına bir su damlası çıktı.                                                                 
  1. soru : " Dişlerimizi fırçalarken nasıl fırçalamamız gerekir Cem? " dedi su damlası.  Cem korktu, " adımı nasıl öğrendi acaba. " diye düşündü.                                                                                                                         
  " Musluğu kapatmalıyız. " dedi Cem doğru bilmişti ama kendisi açık bırakıyordu. Biraz üzüldü.                      
Su damlası: " Geçin " dedi. En sonunda ulaşmışlardı.                                                                                               
Hep birlikte" Tasarruf ülkesi oleeeeeeeeeeeeeeeeeey " demişler.                                                                    
  " Arkadaşlar, lütfen tasarruflu olun, demelisiniz. " dedi Ayşe. Cem ve kuzenleri rüya görmüşler ama aynı zamanda da gerçek gibiymiş. Cem kuzenleri ile birlikte sunumlar, afişler, bilgilendirici yazı ve gösteriler hazırlamışlar. " bu masal da burada bitmiş dedi Müjgân Öğretmen. Rojin ve arkadaşları bu hikâyeyi çok sevmişler.  
S0N 
(Elif Şafak'ın Sakız Sardunya kitabına esinlenilmiştir.)